4. BÖLÜM
DARWİNİSTLERİN DÜNYAYI ALDATMA YÖNTEMLERİ
DARWİNİSTLERİN DÜNYAYI ALDATMA YÖNTEMLERİ
Darwinist aldatmaca yönteminin en açık tanımını, kendisi de bir Darwinist olan ve yaptığı katliamları Darwinizm'den ilham alarak gerçekleştiren 20. yüzyılın en zalim diktatörü Adolf Hitler'in propaganda bakanı Joseph Goebbels’in şu sözlerinden anlayabiliriz:
Eğer bir yalanı yeterince uzun, yeterince gürültülü ve yeterince sık söylerseniz insanlar inanır. İnsanları bir yalana inandırmanın sırrı, yalanı sürekli tekrar etmektir. Sadece tekrar, tekrar ve tekrar söyleyin.116
Bu hayali varlıklar, zihinlere gerçekmiş gibi telkin edilmeye çalışılmaktadır.
|
İşte Darwinizm'in insanları aldatırken kullandığı yöntem budur. Darwinizm yalanı, o kadar yüksek sesle, o kadar çok, o kadar dogmatik bir inançla söylenmiştir ki, dünyada pek çok kişi araştırıp soruşturmadan evrim teorisini doğru sanmıştır. Üstelik bu konuda kitlelerin aldatılması çok açık, çok aleni yöntemlerle yapılmasına rağmen, hiç kimse bu yalanı savunan bilim adamlarından, bu yalanın bilim dergilerine girmesinden, müfredata alınıp okullarda okutulmasından şüphe duymamıştır. Bu bilim adamları, "proteinler tesadüfen çamurlu suda oluştu" yalanını ortaya atmış ve bunu yüksek sesle, taraftarlarıyla birlikte, bilimsel kelimeler kullanarak tekrar tekrar adeta bilimsel bir gerçekmiş gibi anlatmışlardır. Tek bir proteinin tesadüfen oluşması ihtimalinin sıfır olduğundan habersiz olan insanlara bu masalı ısrarla tekrar etmiş ve adeta bir büyü etkisi oluşturarak onları aldatmışlardır. "Sayısız ara fosil var" yalanını savunan Darwinist bilim adamları, fosil kayıtlarından haberi bile olmayan insanlara öyle bir telkin vermiştir ki, insanlar yıllarca sayısız fosille evrimin desteklendiğini zannetmişlerdir. Dahası insanlar, bu garip telkinin etkisi altına girerek maymundan geldikleri yalanına inanmış, okullarda bunu okumuş, atalarının tuhaf görünümlü, tüylü, maymun benzeri canlılar olduğunu sanmışlardır. Bunun en temel nedenlerinden biri şudur: Darwinizm yalanının deşifre edilmesine kadar insanlar, "bilim adamı doğru söyler" "biz bilimin konularını anlayamayız, bilim adamları ne söylerse ona inanmak gerekir" yanılgısıyla hareket etmiş, hatta adeta onların söylediklerine iman etmiş ve çarpık bir inanç sistemi kurmuşlardır. Oluşturdukları sistem bu yanlış temele oturunca, evrimin geçersizliği tartışmaya bile açılamaz bir hal almıştır.
Bu önemli ve şaşırtıcı bir gerçektir: Darwinist bilim adamları, Darwin'den beri insanları kandırmaktadırlar. "Bilim adamı doğru söyler, söylediği tartışılmaz" yanılgısına dayanan bu sistem insanları bir yalana inanmaya, hatta tüm hayatlarını bu yalana göre yaşamaya yöneltmiştir. Öyle büyük çaplı bir oyun oynanmıştır ki, bilimsel gerçekler insanlardan gizlenmiş, onun yerine yalan ve sahte olan kullanılmış, elde edilen veriler çarpıtılarak evrim yalanına uyarlanmaya çalışılmıştır. Eğer veriler evrim yalanına uymuyorsa ya saklanmış ya da yok edilmiştir. İnsanlar yıllar boyunca açıkça ve zalimce aldatılmış, Darwinist bilim adamlarından edindikleri bilgilerin gerçek olduğunu zannetmişlerdir.
Darwinizm'in kökeninde materyalist felsefeye olan kayıtsız şartsız bağlılık vardır. Materyalizm, canlılığın kökenine ve evrenin varoluş amacına dair madde dışında tüm açıklamaları, hiçbir bilimsel bulguya dayanmadan akılsızca reddettiğinden ve evrim teorisi de canlılığın ortaya çıkışına sahte bir açıklama sunduğundan, materyalizm ile Darwinizm arasında köklü bir bağ vardır. Darwinist bilim adamları aynı zamanda materyalisttir ve Darwinizm'e verilen destek aslında materyalizmin ayakta tutulma çabasıdır. İşte bu nedenle Darwinistlere göre, evrim teorisinin ne pahasına olursa olsun savunulması gerekmektedir. Evrim eğer yeterince güçlü savunulmazsa, evrimin yalanları tüm imkanlar kullanılarak örtbas edilmezse, Darwinizm'e karşı olanlar baskı ve yıldırma yöntemleriyle susturulmazsa, Darwinizm'in geçersizliğini ortaya koyan bilimsel deliller özenle gizlenip saklanmazsa, tek ve mutlak gerçek olan "tüm varlıkları Allah'ın yarattığı gerçeği" insanlığa hakim olacak ve materyalizm yok olup gidecektir. İşte Darwinistlerin, yıllardan beri evrim yalanını yüksek sesle ve ısrarla savunmalarının sebebi budur. Jonathan Wells bu konuyla ilgili şu açıklamayı yapar:
... Darwinizm'i gerçek gibi gösteren şey kanıt değil, materyalist felsefedir. 1997'de Harvard genetikçilerinden Richard C Lewontin, kendisinin ve Carl Sagan'ın bir keresinde Darwinizm'i bir münazarada nasıl savunduğunu anlatmıştı: "Kurgularının bazı aşikar saçmalıklarına rağmen bilimin tarafını tuttuk . Çünkü öncelikli bir sorumluluğumuz vardı, materyalizm için sorumluluğumuz."117
Dikkat edilirse Lewontin'in sözlerinde önemli bir Darwinist saplantı bir kez daha gözler önüne serilmektedir. Lewontin, "bilimden taraf oldukları için evrimi savunmak durumunda kaldıkları" iddiasındadır. Oysa, samimi ve ön yargısız bir bakış açısıyla bilimsel bulgular değerlendirildiğinde, bilimden yana olduğu iddiasında olan bir insanın Darwinizm'i savunabilmesi imkansızdır. Darwinistler her zaman olduğu gibi, "bilim eşittir Darwinizm" yalanı ve dogmasıyla hareket etmekte, yaptıkları açıklamalarla da insanların bilinç altına bu yalanı işlemektedirler.
Darwinistler bu aldatmacanın hep süreceğini zannetmişlerdir. Ama şu anki durum pek düşündükleri ve bekledikleri gibi değildir. Materyalist felsefe çöküştedir. Darwinistlerin oyunları birer birer ortaya çıkmıştır. İnsanlar, nasıl bir yalana, sahte bir dine körü körüne iman etmeye mecbur bırakıldıklarını fark etmeye başlamışlardır.
İsveçli embriyolog Soren Lovtrup, Darwinizm yalanını şu sözlerle dile getirmiştir:
İnanıyorum ki, bir gün Darwin miti bilim tarihindeki en büyük aldatmaca olarak yerini alacak. Bu olduğunda ise pek çok insan şu soruyu soracak: "Böyle bir şey nasıl olabildi?"118
İnsanlar gerçekten de günümüzde Darwinistler tarafından aldatılmış olmanın şokunu yaşamaya başlamışlardır. Dünya çapında bir oyunun parçası olduklarını gün geçtikçe daha fazla fark etmektedirler. Yakın bir gelecekte batıl Darwinizm dininin gerçek yüzü, tüm dünya tarafından tam olarak anlaşılacak ve insanlar gerçekten de aldatılmış olmayı şaşkınlıkla karşılayacaklardır. Bir yalandan kurtulmalarının ardından Darwinizm'in kirlettiği akıl ve vicdanları temizlenmiş olacak ve her şeyin Allah'ın muhteşem eserleri olduğunu kavrayacaklardır. Deccaliyet fikren tam manasıyla yok edilecektir. Allah ayetlerinde şöyle buyurur:
Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Allah, herşeye güç yetirendir. Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün art arda gelişinde temiz akıl sahipleri için gerçekten ayetler vardır. (Al-i İmran Suresi, 189-190)
Peki deccali sistem olan ateist masonluğun kirli oyunu Darwinizm'in 1.5 asırdır insanları kandıran sinsi yöntemleri nedir? Darwinistler, sinsice, ittifakla nasıl bir sahte sistemle tüm insanlara ulaşmışlar ve bir yalanı gerçek gibi göstermişlerdir? Deccalin büyüsü, nasıl insanlar üzerinde bu denli etkili olabilmiştir? İşte bu büyüyü etkili kılan sahte Darwinist taktiklerden bazıları şunlardır:
1. Darwinizm ve Materyalizm Tüm Canlılığı "Basit" Gibi Göstermeye Çalışır
Darwinizm "büyüsü" insanları düşünmekten alıkoymak üzerine kuruludur. Darwinistler işte bu nedenle yoğun olarak görsel ve işitsel telkinle, hitap ettikleri insanları oyalamaya çalışırlar. Üzerlerinde adeta bir büyü etkisi oluşturarak, insanları gerçeklerden uzaklaştırma azmindedirler. Darwinizm'in bu yoğun büyülü telkinleri karşısında pek çok insan düşünmekten, incelemekten, araştırmaktan vazgeçer ve önlerine sunulan sözde bilimsel açıklamalara ister istemez teslim olur.
Fakat ilginç olan, insanları oyalayan ve düşünmekten alıkoyan süslü telkinler, aslında temelinde çok basit ve akıl dışı bir mantık barındırır. Darwinist yayınlar, bir hücrenin oluşumunu sayısız bilimsel ve teknik terim kullanarak yüzlerce sayfa boyunca anlatabilirler. Oysa anlatmak istedikleri özetle sadece şudur: Çamurlu su + tesadüfler + zaman = canlılık! Süslü kelimeler, anlaşılması zor Latince tanımlar, teknik karmaşık terimler Darwinist telkini oluşturmak için bu yayınlara kasıtlı olarak dahil edilir. Yoksa Darwinist izahların ardında karmaşık, kompleks, anlaşılması güç bir mantık veya açıklama kesinlikle yoktur.
PBS Nova TV kanalının "The Miracles of Life" belgeselinden bir bölüm bu konuya iyi bir örnek oluşturmaktadır:
Dört buçuk milyar yıl önce yeni oluşan Dünya, kozmik toz ve parçacıklar yığınından oluşuyordu. Başlangıçta var olan denizler tarafından neredeyse tamamen yutulmuş durumdaydı. Güçlü rüzgarlar atmosferden rastgele molekülleri topladı. Bunların bazıları denizlerde yığıldı. Gelgitler ve akıntılar molekülleri bir araya topladı. Ve bu eski okyanusun bir yerlerinde yaşam mucizesi gerçekleşti... İlkel yaşamın ilk organize formu küçük bir protozoan idi (tek hücreli bir hayvan). Milyonlarca protozoan eski denizlerde bir araya geldiler. Bu ilk organizmalar deniz suyundan oluşan dünyaları içinde kendi kendilerine yetiyorlardı.Sudan oluşan bu ortamlarında bakteri ve diğer organizmalarla beslenerek hareket ediyorlardı... Bu tek hücreli canlılardan yeryüzündeki canlılık evrimleşti.119
Bu garip açıklamaları izleyen çoğu kişi, hücreyi oluşturan yalnızca tek bir proteinin tesadüfen meydana gelme ihtimalinin 10950'de 1, yani imkansız olduğunu bilmiyordur kuşkusuz. Bu kişiler muhtemelen üzerinde yaşadığımız muhteşem denge ve idealliğe sahip gezegende, düzene etki edecek herhangi bir değişimin veya oluşumun rastgele meydana gelme ihtimalinin 101000'den daha fazla olduğunu, yani ne kadar zaman verilirse verilsin asla böyle bir değişimin meydana gelmesinin mümkün olmadığını da bilmiyordur.120 Aynı izleyici bahsi geçen "yaşam mucizesinin" oluşması için çok daha büyük ihtimallerin gerçekleşmesi gerektiğini ve bunun çok daha büyük imkansızlıklar içerdiğini de bilmiyordur muhtemelen. İşte bu nedenle bu hayali senaryoyu izlemek ve ona inanmak, konu hakkında bilgisi olmayan kişiler için çok da zor olmamaktadır.
Bu PBS belgeselinde Dünya'nın oluşumu, ilk hücrenin meydana gelişinin hayal ürünü hikayesi ve bu hayali ilk hücrenin başlattığı canlı çeşitliliği öylesine basit bir olaymış gibi anlatılmaktadır ki, tüm bunlar konu hakkında fazla düşünmek istemeyen bir kişiyi ikna etmeye yetecek kadardır. Bu kişinin önüne hazır bir bilgi gelmiştir. Bu insan, ne de olsa;
- bir proteinin tesadüfen oluşamayacağını,
- bunun ardından da ikinci, üçüncü, dördüncü, nihayet bir milyonuncu proteinin de aynı imkansız tesadüfi oluşumu gerçekleştirmesinin olanaksız olduğunu,
- imkansız olmasına rağmen tesadüfen oluştuğunu varsaysak bile dünyanın bir ucunda hayali şekilde oluşan ilk proteinin, dünyanın diğer ucunda hayali şekilde oluşan ikinci protein ile birleşmesinin de aynı şekilde imkansız olduğunu bilmemektedir.
Bu aşamaya kadar her şeyin çok basit gerçekleştiğini zanneden bu kişi;
- yine olasılık hesaplarına göre teasadüfen oluşması imkansız olan hücre organellerinin meydana gelmesini,
- bu "mucizevi" şekilde ortaya çıkmış organellerin hücre oluşana kadar yok olmadan bir arada kalmalarını,
- ardından mükemmel seçici geçirgen zarı ve olağanüstü sistemi ile, laboratuvarlarda bilim adamlarının denetiminde bile oluşturulamayan, bilim adamlarınca "bir galaksiden daha kompleks" olarak tanımlanan hücrenin, çamurlu su içinde hayali bir şekilde tesadüfen meydana geldiği masalını makul karşılayacaktır.
Çünkü bu izleyicinin karşısında, kendisine sunulan bilgileri düşünmeden kolayca kabul edebilecek bir kimse için son derece basit bir açıklama vardır. Üstelik bu açıklamayı bir bilim adamı, hatırı sayılır bir belgesel kanalında yapmaktadır. Artık onun verilen bilgiyi muhakeme etmesine, inceleyip araştırmasına, proteinin mucizevi sistemi üzerinde düşünmesine gerek yoktur. Bu belgeseli izleyen kişiye, hücrenin yalnızca basit bir baloncuk olduğu telkini verilmektedir. Bu bilim dışı basit mantığa göre, nasıl uzun zaman açıkta kalmış bir miktar meyve suyunun üzerinde küf oluşuyorsa, söz konusu izleyiciye de hücrenin çamurlu suyun içinde imkansız oluşumunun da basit ve mümkün olduğu izlenimi verilmeye çalışılır. Oysa küfler, tek hücreli canlılardır ve meyve suyunun üzerine dışarıdan gelen tek bir hücrenin çoğalması sonucunda oluşurlar. Dolayısıyla onlar da meyve suyunun üzerinde kendi kendilerine kör tesadüfler sonucu yoktan var olmazlar. Bu arada söz konusu belgeselde, hayali ilk hücrenin oluşumunun yanı sıra Dünya'nın oluşumu, ilk atmosferin oluşacak hayali ilk hücreyi hemen yok etme gücü, protozoanların nasıl olup da çok hücreli canlılara dönüştüğü ve hali hazırda bakteriler varken protozoanın nasıl bu hayali ilkel yaşamın "ilk canlıları" olduğu gibi hayati önem taşıyan konular Darwinistler tarafından açıklanmaya gerek duyulmamıştır. Bunlar, bu bilim dışı basit açıklama dahilinde zaten sözde "detay" konular olarak kabul edilmektedir. Oysa bu detayların her biri, evrim teorisi mantığı içerisinde bilimsel olarak açıklanması asla mümkün olmayan konulardır ve Darwinizm'i sona erdiren temel konu olan "hayatın kökeni" konusudur. Türlerin nasıl oluştuğu, maymunsu hayali varlıkların sözde insana nasıl dönüştüğü üzerine kitaplar dolusu masal anlatan Darwinistler, henüz daha hayatın kökeni sorusu karşısında cevapsızdır.
İnsanların bir kısmı, detaylara girmeyip, doğrusunu araştırmayıp sadece duyduklarını kabul etme eğilimindedirler. Darwinistler de söz konusu insanların bu zaafını kullanırlar. İnsanların büyük çoğunluğu, Darwinistlerin bu aldatıcı tuzağına düşerek, kendilerine mantıklı gelmese de, bilimsel bir delil görmemiş olsalar da doğrudan Darwinizm'i kabul etmeye meylederler. Bu yüzden Darwinistlerin basit ve mantıksız açıklamaları, 150 yıldır belli bir kesim üzerinde amacına ulaşmış ve insanlar aldatılmışlardır.
Bu konuya başka bir örnek ise, çocuklar için yazılmış olan Wonderful Egg (Muhteşem Yumurta)?kitabındaki izahlardır. Kitapta, son derece mantıksız bir senaryo dahilinde bir hikaye anlatılmıştır. Buna göre anne dinozor yumurta bırakır ve ilginç bir şekilde bu yumurtanın içinden "ilk kuş" çıkar. Dinozor anneden doğan "kuş" zamanla gelişir, büyür ve mucizevi şekilde mükemmel kanatlara ve tüylere sahip olur. Sonra uzun bir ağacın dallarına doğru mutlu bir şekilde uçmaya başlar. Burada ilginç olan ve belki de olayın Darwinistler açısından en trajik yönü, bu hayret verici saçmalığı anlatan kitabın, American Association for the Advancement of Science (Amerikan Bilimsel Gelişim Kurumu), the American Council on Education (Amerikan Eğitim Konseyi) ve Association for Childhood Education International (Uluslararası Çocuk Eğitimi Kurumu) tarafından desteklenmesi ve tavsiye edilmesidir.121
Darwinistler propaganda yöntemleri için yoğun olarak basını kullanarak, görsel telkinlerle izleyicileri aldatmaya çalışmaktadırlar.
|
Söz konusu yayınlar, böyle iddialarla ortaya çıkarak veya bunu destekleyerek son derece küçük duruma düşmektedirler. Elbette, bir sürüngen yumurtasından tamamen farklı anatomik yapıya, uçma gibi bir yeteneğe, buna uygun uzuvlara, tüy, kanat, sıcakkanlılık, özel akciğer sistemi gibi tümüyle farklı fizyolojik yapılara sahip bir kuşun çıkamayacağını bir ilkokul çocuğu bile rahatlıkla bilebilir. Fakat buna rağmen, Darwinist ideolojinin takipçileri, komik duruma düşeceklerini bildikleri halde, bu mantıksız iddiayı savunmaktan çekinmezler.
Bilim editörü Darwinist Gordon Rattray Taylor'un bu konudaki itirafı, Darwinizm'in sunduğu basit mantığı n yanlışlığını çok doğru şekilde açıklamaktadır:
Evrim tarihi bu tür değişikliklerle doludur, hatta yalnız bunlardan ibaret olduğu bile söylenebilir. Pullar, tüylere dönüşür. Bacaklar kanat olur. Mideler hava keselerine değişir. Hatta biyokimya süreçleri seviyesinde değiştirmeler ve düzenlemeler meydana gelir. Darwinizm'in bu mucizeler hakkında söyleyebileceği tek şey ise tüm bunların tesadüf eseri olduklarıdır.122
Missouri Üniversitesi'nden doktor Nicholas Comninellis'in kitabında yer verdiği bir gazete yazısında ise şu açıklama yer almaktadır:
Evrim teorisi yetişkinler için bir peri masalıdır. Bu teori, bilimin gelişmesine hiçbir katkıda bulunmamıştır. İşe yaramaz bir teoridir.123
Sahtekarlıklara Ses Çıkarmayan Darwinist Bilim Adamları
Darwinizm büyüsünün insanlar üzerinde etkili kılınması için geliştirilen Darwinist bilim adamları arasındaki gizli ittifak da oldukça dikkat çekicidir. Birkaç kısık ses dışında neredeyse hiç kimse, evrim teorisini savunmak amacıyla geliştirilen, bilimle bağdaşmayan, çocuksu, mantıksız ve tutarsız açıklamalara ses çıkarmamaktadır.
Ancak kimi zaman sunulan evrimci iddialar Darwinist bilim adamları için dahi o kadar büyük ve aleni bir utanç vesilesi olur ki, çevrenin tepkisinden çekinerek bunlara itiraz etmek zorunda hissederler kendilerini. Örneğin bizzat Darwin'in, Kuzey Amerika'da siyah ayının ağzını geniş bir şekilde açarak sudaki böcekleri yakalaması sonucunda balinaya dönüştüğü; veya çırpınan yüzgeçlerinin yardımıyla yükselen, dönüşler yapan, havada uzaklara doğru süzülen balığın, mükemmel kanatları olan hayvanlar haline geldiği iddiaları, halen bazı muhafazakar Darwinistler tarafından savunulmasına rağmen, pek çok Darwinist tarafından utanç verici olarak görülmektedir.124Son olarak 2009 yılında sözde "insanın (hayali) evriminin en büyük delili", "bulunamayan kayıp halka" denilerek manşetlerde haftarca yer alan, hakkında Darwinistler adına utanç verici bir propaganda gerçekleştirilen lemur fosili Ida ve sıradan bir Bonobo maymunu fosili olan Ardi de bazı Darwinist bilim adamlarından aynı karşılığı almıştır. Darwinist bilim adamlarının bazıları Ida rezaletini "sirk", bazıları "maskaralık" olarak tanımlamış, kimisi de kayıp halka iddiasıyla yakından uzaktan ilgisi olmayan bu fosil hakkında başlatılan yaygaradan dolayı ne kadar utanç duyduğunu açıkça ifade etmiştir. 125 Ardi ise, paramparça iskeletin düzmece şekilde bir araya getirilmesiyle insana benzetilmeye çalışılmış ve bu aleni durum hemen bazı Darwinistlerden tepki almıştır. Ardi’nin dik yürüme ile veya insanın atası iddialarıyla hiçbir ilgisinin olmadığı, sıradan bir maymun özellikleri gösterdiği en tanınmış Darwinist yayınlarda dahi itiraf edilmiş ve Darwinistler bir başka sahtekarca iddialarından da geri çekilmek zorunda kalmışlardır. (Katherine Harmon, How Humanlike Was "Ardi"?, Scientific American, 19 November 2009, http://www.scientificamerican.com/article.cfm?id=how-humanlike-was-ardi)
IDA sahtekarlığı: Darwinistlerin, soyu tükenmiş mükemmel bir lemur fosilini insanın hayali evrimine delil olarak göstermeye çalışmaları çaresizliklerinin önemli bir göstergesidir. Darwinistler, bu utanç verici Ida şovunun ardından özür dilemek zorunda kalmışlardır.
|
Fakat yine de bu utancın farkında olan Darwinistlerin de tepkileri cılız kalır. Çünkü kendi ideolojilerine göre, Darwinizm'in basit dünyasını - mantıksız da olsa - sonuna kadar savunmak zorundadırlar. Evrim, Darwin'e göre havada uçan bir balık gibi bilimsel açıdan hiçbir geçerliliği olmayan varlıkları üretmiştir. Onu izleyen Darwinistler de aynı fikrin savunuculuğunu yapmak mecburiyetinde hissederler kendilerini.
Bristol Üniversitesi inorganik kimya bölümünden D. T. Rosevear, Darwinizm'in bu basit mantığını ve bilim adamlarının göz göre göre bu oyuna alet olmalarını şu sözlerle ifade eder:
Evrim hiçbir delile dayanmayan bir hipotezdir ve gerçeklerle uzlaştırılamaz. Bu klasik evrim teorileri, aşırı derecede kompleks ve dolambaçlı bir gerçek yığınını oldukça basite indirgemektedir. Ve bunun uzun bir zamandır, tek bir protesto mırıltısı bile gelmeden, oldukça fazla sayıdaki bilim adamı tarafından eleştirilmeden ve itirazsız şekilde hazmedilmesini hayretle karşılıyorum.126
Darwinistler, canlılığa diledikleri kadar kendilerince "basit" yakıştırması yapmaya çalışsınlar, canlı aleminin müthiş ve hayret uyandırıcı bir komplekslik sunduğu onların da inkar edemedikleri açık bir gerçektir. Dünya, birbirinden farklı milyonlarca hayvan ve bitki türü barındırmaktadır. Bunların her birinin sahip olduğu en küçük yapı bile müthiş bir kompleksliğe sahiptir. Günümüzde, canlıların sahip oldukları yapı ve organların işlevlerini bir nebze olsun "anlayabilmek", laboratuvarlarda bunu inceleyip keşfedebilmek bir başarı sayılmaktadır. Akıllı bir varlık olan insan, kendi hücresinin neye benzediğini ancak geçtiğimiz yüzyılda yalnızca genel hatlarıyla anlayabilmiştir. Üstelik değil bu hücreyi, bu hücrenin yüzbinlerce proteininden tek bir tanesini bile hala oluşturabilmiş değildir. Darwinistler tarafından en "basit" canlı olarak tanıtılmaya çalışılan bakteri, sahip olduğu organelleri, DNA ve hücre zarı, antibiyotiklere karşı muhteşem direnç yeteneği ve üstün özellikleriyle olağanüstü bir komplekslik örneğidir. İngiliz zoolog Sir James Gray'in ifadesiyle bir bakteri, bir laboratuvarın faaliyetlerinden çok daha fazlasını gerçekleştirmektedir.127 Evrimci James A. Shapiro ise, bakterinin sahip olduğu bu özellikler nedeni ile son derece kompleks bir canlı olduğunu şu şekilde itiraf etmektedir:
Bakteriler çok küçük olmalarına rağmen, bilimsel tanımlamanın çok ötesine giden biyokimyasal, yapısal ve davranışsal komplekslikler gösterirler. Günümüzün mikroelektronik devrimine uygun olarak, bakterilerin büyüklüğünü basitlikten ziyade komplekslikle eşit saymak daha mantıklı olabilir... Bakteriler olmaksızın yeryüzünde hayat şu anki haliyle var olamazdı.128
DARWINISTLERIN ÇARESIZLIKTEN SIĞINDIKLARI SON ALDATMACA: ARDI
Darwinistler, günümüzde yaşayan Bonobo maymunlarının aynısını bulup getirmiş ve buna"Ardi" adını vermişlerdir. Ve şunu demişlerdir,"tamam maymun, ama dik duruyor"! İşte bu, çok yakından tandığımız Darwinist aldatmacanın oldukça ilkel örneklerinden biridir. 1994 yılında bulunan fosil iskeleti, ilk bulunduğunda paramparça haldedir. Canlının özellikle fosilleşmiş leğen kemiği, küçük parçalar halindedir ve paleontologların ellerine aldıkları anda parçalanan son derece kırılgan bir yapıdadır. Darwinistler, şekli belli olmayan milimetrik parçaları almış ve kendi istedikleri gibi bir leğen kemiği inşa etmişlerdir. Darwinistler 15 yıl sonra ortaya çıkardıkları bu fosili özel olarak seçmişlerdir. Ellerinde ara form olmadığı için,"parçalanmış" bir fosili spekülasyon malzemesi yapmaları son derece kolay olmuştur. Long Island, Stony Brook Üniversitesi Tıp Merkezi'nde anatomik bilimler bölümü şefi olan Darwinist William Jungers, bu konu hakkında şunları söylemektedir: Eğer elinizde imkan varsa, bu parçaları, zihninizde olan şeye benzetmeme ihtimaliniz oldukça zor... Ardi, oldukça fazla tahmin gerektiriyor. Ardi'nin ayaklarındaki içe dönük başparmak ve insanlarda olmayan ayak kemeri, canlının dik bir yürüyüşe sahip olmadığının en belirgin delillerindendir. Jungers, fosili inceledikten sonra ise,"elde edilen veriler kasıtlı olarak ihmal edilmediği veya bunlar tamamen uydurma olmadığı sürece, böyle bir hayvanın arka bacakları üzerinde sürekli yürüyemeyeceğini" açıkça belirtmiştir. Ardi'nin insanın hayali evriminde kayıp halka olduğunu öne süren California Üniversitesi'nden Darwinist Tim White da fosil hakkında ortaya çıkan gerçekler karşısında şu itirafı yapmak zorunda kalmıştır: Ardipithecus ramidus'un (Ardi), Australopitecusların atası olduğu çıkarımını yeterli derecede haklı çıkaracak, görünürde hiçbir özellik bulunmamaktadır. Darwinistlerin Ardi hakkındaki iddiaları aslında Darwinistlerin düştüğü çaresiz durumun önemli bir kanıtıdır. Darwinistler, utanılacak duruma da düşseler, sapkın Darwinist ideoloji uğruna, bu aciz iddiaları tekrarlamak zorunda kalırlar.
__________________________________________________________________
Kaynak: Katherine Harmon, How Humanlike Was "Ardi"?, Scientific American, 19 Kasım 2009 |
|---|
Durum böyleyken, canlılık için "basitlikten" bahsetmek kuşkusuz ki mümkün değildir. Canlı bedeni, üstün bir Yaratıcı'nın, tüm varlıklara hakim olan Azim bir Gücün varlığını ve üstünlüğünü göstermektedir. O Yaratıcı, varlıklara can veren, onların her durumunu bilen, her şeyi yoktan yaratan, yaratıcıların en güzeli olan Allah'tır. Allah'ın eşsiz yaratması, Rabbimiz'in yalnızca "Ol" emriyle gerçekleşir. Yüce Allah için, en muhteşem varlıkları dilediği anda dilediği şekilde yaratmak kuşkusuz ki çok kolaydır. O, her şeyin sahibidir, her şeye hükmedendir. Rabbimiz ayetlerinde şöyle buyurur:
Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Diriltir ve öldürür. O, herşeye güç yetirendir.
O, Evveldir, Ahir'dir, Zahir'dir, Batın'dır. O, herşeyi bilendir.
Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa istiva eden O'dur. Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni ve ona çıkanı bilir. Her nerede iseniz, O sizinle beraberdir, Allah, yaptıklarınızı görendir.
Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. (Sonunda bütün) işler Allah'a döndürülür. (Hadid Suresi, 2-5)
2. Darwinistler, Tesadüfleri Mucizeler Gerçekleştiren Sahte Bir İlah Gibi Göstermeye Çalışırlar (Allah'ı tenzih ederiz)
Tesadüfler, Darwinistlerin sözde her şeyi gerçekleştiren, adeta mucize meydana getiren sahte ilahıdır. Darwinistlerin basit dünyasına göre zaman ve tesadüfler birlikte hayali bir şekilde her şeyi meydana getirebilirler. Bu akıl dışı inanca göre tesadüfler insanların başaramadıklarını başarır, her nasılsa laboratuvardan ve bilim adamlarından daha üstün bilgi, yetenek ve teknik imkana sahip olabilirler. Darwinizm'e göre tesadüfler, her şeyi mükemmel komplekslikte ve kusursuz bir şekilde meydana getirmiş, hatasız, öngörülü, tedbirli birer uzmandırlar. Darwinistlerin, yaşama dair açıklamalarının ardındaki hayali kahraman, Darwinist masallara göre daima şuursuz, bilinçsiz tesadüfler olmuştur.
Kanatlardaki mükemmel yapıyı yaratan kuşkusuz üstün güç sahibi olan Allah'tır.
|
Darwinistler için bunu insanlara kabul ettirmenin de çeşitli yöntemleri vardır. Elbette aklı başında hiç kimse bir sürüngenin anatomisinin tamamen değişerek mükemmel görünümlü, süzülerek uçan bir kuş halini aldığına normal şartlarda inanmaz. İnsanları, böylesine mantığa aykırı bir hikayeye inandırmak için, bir tür büyü sisteminin geliştirilmesi gerekmektedir. İşte bu nedenle Darwinistler tarafından, tesadüf putunun hayali becerileri çeşitli bilimsel terimleri içeren bir masal şeklinde insanlara telkin edilir. Bu masala göre bir canlı varlığın oluşumundaki her aşama kör tesadüflerin eseridir ve tesadüfler bunu mucizelerle gerçekleşmiştir. Bir Darwiniste "ilk canlı hücre nasıl ortaya çıktı" diye sorsanız, alacağınız cevap, "bir çamur yığını içinde mucizevi bir şekilde kendi kendine" olacaktır. Gözün nasıl oluştuğunu sorsanız, "Mucize" cevabını alacaksınızdır. "Kanatlar nasıl meydana geldi, kuşlardaki mükemmel tüyler nasıl oluştu" deseniz, "Bir gün bir şekilde bir mucize oldu" mantığında açıklamalar yapacaktır. Darwinistlerin akıl ve bilim dışı izahlarında bu hayali süreci yönlendiren hiçbir bilinç, hiçbir akıl yoktur. Oysa, evren son derece hassas dengeler üzerine kuruludur. Yeryüzü kusursuz bir düzene sahiptir. Bu düzendeki en küçük bir sapma tüm sistemin tamamen yok olması anlamına gelecektir. Her bir canlı türü de son derece kompleks yapılara ve hayranlık uyandırıcı özelliklere sahiptir. İşte tüm bu detayların her biri üstün güç ve kudret sahibi bir aklın, yani Yüce Allah'ın eseridir.
Darwinist hikayelerde ise bu mükemmel denge ve hayranlık uyandırıcı komplekslik göz ardı edilir. Bilimsel terimlerle süslenip anlaşılmaz hale getirilen evrim hikayesinin içinde tüm bu saçmalıklar adeta büyü yapar gibi özenle ve sürekli telkin edilir ve pek çok insanın hiç dikkatini çekmez.
Teolog R. C. Sproul bu konuyla ilgili şunları söylemiştir:
Bilim adamları tesadüfe bir güç atfettiklerinde fiziğin alanını sihire terk etmiştir. (Darwinistlere göre) Tesadüf, sadece tavşanları değil, fakat tüm evrenin hiçlikten ortaya çıkmasını sağlayan sihirli bir değnektir.129
Darwinistler ne kadar bu telkini canlı tutmaya çalışırlarsa çalışsınlar, aslında mucize bahşettikleri güç akılsız, şuursuz, bilinçsiz, kör tesadüflerdir. Tesadüfler, ardında hiçbir bilinçli etmen olmadan, hiçbir akıllı, yönlendirici, tasarlayıcı bir güç bulunmadan meydana gelen rastgele olaylardır. Tesadüfi gelişen bir olayın deneme yanılma ile en doğrusunu bulabilmesi, gelecekte meydana gelecek olayları tahmin edip buna göre tedbir alması, bir organın neye benzeyeceğini önceden tasarlayabilmesi, fedakarlık yapması, vefa ve sevgi göstermeyi bilmesi kuşkusuz ki mümkün değildir. Bir toplu iğneyi bile meydana getiremeyecek hayali bir gücün, dünya üzerindeki muhteşem canlı çeşitliliğini meydana getirdiğini iddia etmek akla, mantığa, bilime ve elbette sağduyuya aykırıdır.
Burada "bir toplu iğneyi bile meydana getiremez" ifadesi, Darwinist iddialara bir yanıt olması ve bu iddiaların imkansızlığını vurgulamak için kullanılmıştır. Aslında tesadüflerin herhangi bir şey "meydana getirdiğini" iddia etmek ciddi bir mantık bozukluğuna ve akıl yetersizliğine işaret eder. Fakat Darwinistler bu bozuk mantığı kullanarak bütün dünyayı aldatabilmişlerdir. Darwinistlerin garip mantıklarına göre, yeterli zaman verildiğinde, tesadüflerin yapmayacağı şey yoktur.
Darwinistlerin iddia ettiği gibi tesadüfler hiçbir zaman canlılık meydana getiremezler. Hepsi Allah'ın sanatıdır.
|
Nobel ödüllü evrimci biyolog George Wald'ın aşağıdaki sözleri, Darwinistlerin, tesadüf + zaman formülüne bir sihirli bir formül olarak inandıklarını açıkça ifade etmektedir:
Sadece beklenmelidir: Zaman mucizeler gerçekleştirir. Çok zaman verildiğinde, imkansız mümkün, mümkün muhtemel ve muhtemel sanal olarak kesin hale gelir.130
Elbette tüm bu mantık dışı açıklamaların amacı, Darwinistlerin, canlılığın varlığına -kendilerince- yaratılış dışında bir açıklama getirebilme çabasıdır. Kuşkusuz zaman ile tesadüflerin bir araya gelip, bir çamur birikintisinden çiçekler, kediler, balıklar, kuşlar, sürüngenler, insanlar meydana getirdiğinin kabul edilemez olduğunu Darwinistler de bilmektedirler. Fakat onlar, doğru olan açıklamayı kabul etmek yerine, mantıksız olanı mantıklı gösterme gayretindedirler.
Görüldüğü gibi, Darwinistlerin tüm açıklamaları bir aldatmacaya dayanır. Darwinistlerin süslü kelimelerini, Latince tanımlarını, anlaşılmaz bilimsel kelimelerini ortadan kaldırdığımızda geriye "tüm canlılık rastgele olaylar sonucunda, bilinçsizce, kör tesadüflerin bir araya gelmesiyle, hiçbir kontrol, hiçbir tedbir, hiçbir bilinçli müdahale olmaksızın şans eseri meydana geldi" aldatmacası kalmaktadır. İşte Darwinistlerin asıl olarak insanları inandırmaya çalıştığı aldatmaca budur.
Günümüzün en ateşli Darwinistlerinden biri olan ateist evrim biyoloğu Richard Dawkins'in aşağıdaki sözleri, Darwinist mantığın ne kadar çıkmazda olduğunu görmek için yeterlidir:
... Hayvanlar aceleyle bir araya getirilmiş, geçmişten yamalanarak gelmiş, kabaca düzenlenerek hantallaşmış gülünç canavarlar olmalıydılar. Fakat avlanmakta olan bir çitanın son derece zarif hareketlerini, dağ kırlangıcının aerodinamik güzelliğini veya yaprak görünümlü böceğin (kamuflaj yoluyla yaptığı) göz yanıltıcı detaylarına yönlendirdiğimiz merak dolu dikkatimizi bu beklentimiz ile nasıl bağdaştırabiliriz?131
Allah, deccali öyle büyük bir tuzağa düşürmüştür ki, sonunda deccal yanlıları kendilerince Allah'a karşı mücadele etmek için "tesadüf" gibi mantıksız, akıl dışı ve ilkokul çağındaki çocukları dahi güldürecek bir masala sığınmak zorunda kalmışlardır. Tesadüf öyle sapkın ve akılsızca bir iddiadır ki, böceklerin üstün yeteneklerini kullanarak teknolojik aletler meydana getirdiğini iddia etmek bile bunun yanında daha mantıklı kalır. Fakat deccalin büyüsü, bir kısım insanları bu saçmalığa inanacak hale getirmiş, bu saçmalık okullarda okutulacak şekle dönüştürülmüştür. Ancak insanlar, tesadüflerin mantıksız şekilde ilahlaştırıldığını ve onlara bir yaratıcı vasfı verildiğini (Allah'ı tenzih ederiz) görüp anladıkça, deccalin ahir zamandaki en büyük oyunu olan Darwinizm, acınacak hale gelmiştir.
Allah ayetlerinde şöyle buyurur:
Şimdi onlara sor: Yaratılış bakımından onlar mı daha zorlu, yoksa Bizim yarattıklarımız mı?
Doğrusu Biz onları, cıvık-yapışkan bir çamurdan yarattık.
Hayır, sen (bu muhteşem yaratışa ve onların inkarına) şaşırdın kaldın; onlar ise alay edip duruyorlar.
Kendilerine öğüt verildiğinde, öğüt almıyorlar.
Bir ayet (mucize) gördüklerinde de, alay konusu edinip eğleniyorlar.
"Bu, açıkça bir büyüden başkası değildir" dediler.
"Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuzda mı, gerçekten biz mi diriltilecekmişiz?"
"Veya önceki atalarımız da mı?"
De ki: "Evet, üstelik boyun bükmüş kimseler olarak (diriltileceksiniz)." (Saffat Suresi, 11-18)
3. Darwinistler Evrimin Temel Açmazlarını Gözardı Ederler
Darwinizm yalanı ile ilgili bilinmesi gereken çok önemli bir gerçek vardır: Darwinizm henüz hayatın kökeni konusuna, yani canlılığın ilk nasıl ortaya çıktığı sorusuna akılcı ve bilimsel bir açıklama getirebilmiş değildir. Darwinistlerin her şeyin kökeni saydıkları o hayali "ilk hücre"nin, hatta onun ilk proteininin bile nasıl ortaya çıktığı belli değildir. Evrim teorisi, nasıl oluştuğuna açıklama getiremediği tek bir protein karşısında zaten kesin olarak çökmüş durumdadır.
Bu gerçek tüm Darwinistler tarafından bilinir. Bu yüzden okuyacağınız her Darwinist yayında, izleyeceğiniz her Darwinist programda bu konu alelacele geçiştirilmeye ve unutturulmaya çalışılır. Darwinizm propagandası yapan hiçbir yerde, bir proteinin tesadüfen oluşma ihtimallerinin imkansızı gösterdiği, bilim tarihi boyunca laboratuvarlarda gerçekleştirilmiş sayısız deneyin hücrenin tek bir proteinini, tek bir organelini meydana getiremediği, hücrenin tesadüfen oluşamayacak kadar mükemmel ve indirgenemez komplekslikte bir yapı olduğunu öğrenebilmek mümkün değildir. Çünkü bu gerçekler, canlılığın kökenine dair bilim dışı basit Darwinist açıklamayı yerle bir etmektedir. Tesadüflerin, bir proteinin içindeki amino asitlere dahi açıklama getiremediği dikkate alındığında, evrim teorisinin hayali "zaman + tesadüfler + çamurlu su" formülü anaokullar için hazırlanmış masal kitabı başlıklarını anımsatmaktadır.
Bilim yazarı Hank Hanegraaff tek bir protein molekülü ile ilgili olasılık hesaplamalarını şu şekilde özetlemiştir:
Tek bir protein molekülünün tesadüfen düzenlenmesi ihtimali, dünyadaki tüm atomlar kullanılarak ve dünyanın başlangıcından itibaren geçen tüm vakit kullanılarak 10161'de birdir... En küçük teorik yaşam için gerekli olan 239 protein molekülünün en küçük boyutta bir set olarak oluşması ihtimali 10119,879'da birdir. Bu ortalama protein setini elde edebilmek için 10119,841 yıl geçmesi gerekmektedir. Bu, dünyanın varsayılan yaşının 10199,831 katıdır ve 1'in yanına 119,831 sıfır gelmesi ile ifade edilir.132
Hanegraaff şöyle devam eder:
Eğer tek bir protein molekülü er geç oluşsa bile, ikincisinin oluşması aşırı derecede zor olacaktır. Gördüğünüz gibi, istatiksel olasılıklar bilimi kesin bir şekilde göstermiştir ki, rastgele süreçlerle bir protein molekülünün oluşumu yalnızca olasılık ötesi değil, asıl olarak imkansızdır.133
Zaten daha önce belirttiğimiz gibi, bir proteinin oluşması için başka proteinlere ihtiyaç vardır. Dolayısıyla bu, Darwinistler için büyük bir kısır döngüdür ve büyük bir açmazdır. Tek bir proteinin varlığını açıklamak için 100 kadar farklı proteinin, DNA’nın ve hatta bir bütün olarak hücrenin varlığını açıklamak zorundadırlar. Darwinizm, bu konuda kesin bir yenilgi ve hüsran içindedir.
Ancak tüm bunların gerçekleştiğini, Darwinizm'in sihirli formülünün işe yaradığını ve hayali ilk hücrenin oluştuğunu varsaysak bile (ki bu bilimsel olarak mümkün değildir), Darwinistler yine çok büyük açmazlarla karşı karşıyadırlar. Darwinistlerin, bir hücrenin organellerinin her birinin üstlendiği görevleri, bir enzimin vücutta yaptığı görevleri, karaciğer, dalak, mide, akciğer, beyin gibi kompleks organların meydana gelişini ve işleyişini, daha da önemlisi iddia ettikleri şekilde tüm bunların başka canlılardan dönüşüm yoluyla kusursuz ve mükemmel şekilde mucize eseri var oluşunu açıklamaları gerekmektedir. Fakat Darwinistler, beklendiği gibi, açıklamaları imkansız olan bu konuların yanına bile yaklaşmazlar.
Çünkü en küçüğünden en büyüğüne organizmaların tümündeki muhteşem kompleksliği sahte Darwinist mekanizmalarla açıklayabilmek mümkün değildir. Tüm Darwinistler aslında yeryüzünde, gökyüzünde, tüm canlıların ve insanın yaratılışında açıkça bir mucize olduğunun farkındadırlar. Döllenmiş bir hücrenin bölünerek 100 trilyon hücreden oluşan mükemmel bir insan bedenini meydana getirmesini, bunların 30 trilyonunun insan beynini meydana getirmek üzere özelleşip ayrılmasını, bunların içinde 120 trilyon bağlantı yapan 12 milyar beyin hücresinin mükemmel şekilde çalışmaya başlamasını ve tüm bunların sonucunda, ortaya düşünebilen, varlığının farkında olan mükemmel bir canlının çıkmasını Darwinist aldatmaca yöntemleriyle açıklayamayacaklarını kendileri de bilmektedirler.
Bilim yazarı ve gazeteci Fred Heeren, Darwinistlerin de gözlerinin önünde olan bu gerçeği şu sözlerle açıklamaktadır:
Apaçık olan gerçek oldukça anlaşılırdır. Mantıklı çıkarım; gördüğümüz her şeyin çok büyük, doğa üstü bir sebep gerektiren birsonuç olduğudur. Güneş ve yıldızlar, Ay ve bu Dünya bir şeylerden kendi kendilerin meydana gelmiş değildirler. Bu mantıksızdır - yalnızca Batı mantığı için değil, tüm insan mantığı için mantıksızdır. Evrendeki her hadise buna sebep olan şey ile bağlantılı olarak açıklanabilir. Ama söz konusu hadise evrenin kendisinin nasıl ortaya çıktığı olduğunda, bunun evrenin içinde bir açıklaması yoktur. Burada artık doğaya ait bir açıklama yoktur.134
Kuşkusuz evrenin tamamına, yere ve göğe, tüm canlı varlıklara hakim olan, onların tümünü yaratan Yüce Allah'tır. Allah, tek bir hücrede yarattığı muhteşem alem içinde öyle kompleks bir düzen var etmiştir ki, bunun değil tesadüflerle, insan becerisi, yeteneği ve aklı ile bile açıklanması imkansızdır.
İşte Darwinizm'in en büyük açmazlarından bir tanesini bu gerçek oluşturmaktadır. Darwinistler, bir konuda açıklamasız kaldıklarından, genellikle "geçiştirme" politikası uygularlar. Evrim teorisinin sahte mekanizmalarını sayar, fakat bunların nasıl bir sözde evrim meydana getirdiğine dair hiçbir bilimsel açıklamada bulunamazlar. Evrim teorisi, kendi açıklamaları içinde boğulmuştur, fakat okuyucuya bunu fark ettirmemeye çalışırlar. Oysa evrimci biyolog ateist Richard Dawkins'in aşağıdaki itiraflarından da anlaşılacağı gibi, evrimin temel açmazları Darwinistler tarafından çok iyi bilinmektedir:
Doğa, dezavantaj oluşturmalarına rağmen bir dizi mutasyonu bir araya getirerek, bir canlı soyu için genel anlamda en ideal gelişime ulaşacak yolu belirleme öngörüsüne sahip değildir.135
Karadan, denize geçen bir neslin hareket sisteminde olduğu kadar, solunum sisteminde değişikliklere ihtiyacı olacağı muhtemeldir, fakat bunların arasında doğası gereği bir bağlantı olduğunu düşünmek için makul bir neden bulunmuyor. Yürüme uzuvlarını yüzgeçlere dönüştüren gidişat, neden oksijen alımı için akciğerlerin verimliliğini artıracak eğilimler ile ilişkili olmalı? Elbette aynı anda adaptasyonu gerçekleşen bu eğilimlerin, embriyolojik mekanizmaların tesadüfi bir sonucu olarak bağlantılı hale gelmesi olasıdır, fakat bu ilişkinin negatif yerine pozitif sonuç vermesi pek muhtemel değildir.136
Yaşadığımız muhteşem gezegen, Güneş, Ay ve yıldızlar, Allah'ın ihtişamlı yaratmasının, üstün kudretinin tecellileridir.
|
Günümüzün en tanınmış ateistlerinden olan Richard Dawkins bile, canla başla savunduğu evrimin hiçbir mekanizmasının sözde evrime delil teşkil etmediğini açıkça itiraf etmektedir. Dawkins, bu sözleriyle, mutasyonların hiçbir faydalı sonuç veremeyeceğini ve bir canlının sudan karaya geçişi için gereken dönüşümlerin oluşmasının imkansız olduğunu ifade etmek zorunda kalmıştır. Dawkins'in bu itirafları, bilimsel hiçbir delili olmayan sapkın Darwinizm dininin nasıl körü körüne savunulduğunu teyid eder niteliktedir.
Dawkins kitabında aynı zamanda Nobel ödülü sahibi immünolog Profesör Sir Peter Medawar'dan da konuyla ilgili bir alıntı yapmıştır:
'... elimizde evrimsel gelişim ile ilgili ikna edici bir tarif bulunmuyor.'137
Temel açmazların gözardı edilmesi, elbette konu hakkında eğitimsiz olan kişiler üzerinde etkili olmuş olabilir. Fakat insanlar evrim teorisi hakkında bilgilendikçe, konu edilmeyen bazı gerçekler, kasıtlı olarak atlanan detaylar ve örtbas edilmeye çalışılan temel konulara ilişkin sorular sormaya başlayacaklardır. Bugün bazı ülkelerin okullarında, ABD'nin çeşitli eyaletlerinde ve Avrupa'da yaşanan durum budur. Öğrenciler, körü körüne bir eğitim almayı reddetmekte, bu temel açmazlar konusunda eğitmenleri ile çeşitli tartışmalara girmekten çekinmemektedirler. Deccalin insanları aldattığı dönem sona ermiştir. Darwinizm'in temel açmazları insanların dikkatini çekmekte, bütün bunlar için bir açıklama beklemektedirler. Darwinistlerin bu konudaki uzun süren sessizliği, Darwinizm yanlılarını bile şüpheye düşürmüş, insanlar Darwinizm dışında bir açıklama arayışına girmişlerdir. Elbette Darwinizm büyüsünden kurtulan her kişi, akıl ve şuur sergileyen, muhteşem komplekslikteki canlılığın yaratılmış olduğunu açıkça görmektedir.
Darwinizm açmazdadır, çünkü canlılar evrimleşmemiş, yaratılmışlardır. İnsanlar, artık bunu açıkça görmekte; akıllarıyla ve vicdanlarıyla bu gerçeği kabul etmektedirler. Allah yüce kudreti ile her şeye kadir olduğunu ve Darwinizm'in sahte ilahlarının hiçbir gücü olmadığını ayetlerinde şu şekilde belirtir:
Ey insanlar, (size) bir örnek verildi; şimdi onu dinleyin. Sizin, Allah'ın dışında tapmakta olduklarınız -hepsi bunun için bir araya gelseler dahi- gerçekten bir sinek bile yaratamazlar. Eğer sinek onlardan bir şey kapacak olsa, bunu da ondan geri alamazlar. İsteyen de güçsüz, istenen de. Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir edemediler. Şüphesiz Allah, güç sahibidir, azizdir. (Hac Suresi, 73-74)
4. Darwinistler, Ara Fosil Varmış Telkini Yaparlar
150 yıl boyunca bir yalanı doğru gibi göstermeyi amaçlamış, evrim teorisinin sayısız sahtekarlığını bir gerçek gibi insanlara sunmuş, sahte fosilleri onlarca yıl sergilemiş ve bu yalanı okul müfredatına dahil edip bir gerçek gibi okutmuş olan Darwinistler için, Darwinizm'in ara fosillerle desteklendiği gibi bir yalana da insanları inandırmak zor değildir. Darwin'den beri süregelen bu aldatmaca, bizzat Darwin'in, ileride ara fosillerin bulunacağına dair boş vaadleri ile başlamıştır. Aslında Darwin, günümüzden 150 yıl önce oldukça önemli bir kehanette bulunmuş ve bu kehaneti doğru çıkmıştır.
Eğer gerçekten türler öbür türlerden yavaş gelişmelerle türemişse, neden sayısız ara geçiş formuna rastlamıyoruz? Neden bütün doğa bir karmaşa halinde değil de, tam olarak tanımlanmış ve yerli yerinde? Sayısız ara geçiş formu olmalı, fakat niçin yeryüzünün sayılamayacak kadar çok katmanında gömülü olarak bulamıyoruz?.. Niçin her jeolojik yapı ve her tabaka böyle bağlantılarla dolu değil? Jeoloji iyi derecelendirilmiş bir süreç ortaya çıkarmamaktadır ve belki de bu benim teorime karşı ileri sürülecek en büyük itiraz olacaktır.138
Darwinistlerin insanlara ara fosil diye gösterdikleri tüm fosiller, çizimler, maketler sahtedir. Gerçekte, tek bir tane bile ara fosil yoktur.
|
Darwin'in kehaneti doğru çıkmıştır. Kendi döneminde bulunamayan ara fosiller ileriki yıllarda da bulunamamıştır ve bu gerçek, Darwin'in teorisini kesin olarak çökertmiştir. Darwinistler de bu süreçte 150 yıl önce var olmayan hayali ara fosillerin mutlaka günün birinde bulunacağı inancını insanlara telkin etmeye çalışmışlardır. Teknoloji ve gelişen bilim, ara fosillerin varlığını zorunlu kıldığında ise çözümü sahtekarlıkta bulmuşlardır. Bugün evrim teorisinin okutulduğu tüm biyoloji ders kitapları, tüm Darwinist yayınlar, Darwinizm yanlısı basın, evrim teorisi için hayati önemi olan ara fosil masalını anlatırken bu sahte delillere yer vermektedir. Bu yayınlar halaArchaeopteryx'i, Coelacanth'ı, Haeckel'in sahte embriyo çizimlerini, ağaç gövdesine yapıştırılmış sanayi kelebeklerini, insan kafatasına orangutan çenesinin monte edildiği Piltdown Adamını, bir yaban domuzu azı dişinden yola çıkarak ailesiyle birlikte resmedilen Nebraska Adamını, maymun adam şeklinde resmedilen ama bir insan ırkı olduğu anlaşılan Neandertal Adamını, bir maymun olduğu bilimsel olarak ispat edilmiş olan Lucy'i ve sahtekarlık olduğu anlaşıldığı için literatürden çıkarılmış olan kafataslarını delil olarak göstermektedirler. İşte Darwinizm'in 21. yüzyılda karşı karşıya kaldığı aciz durum budur.
Çoğu zaman Darwinist kaynaklarda şu ifadeye sıklıkla rastlarsınız: "Evrimi ispat eden ara fosiller o kadar fazladır ki..." Bu ifade çok büyük bir yalandır. Yalnızca okuyan kişilerin zihinlerine verilmeye çalışılan bir telkindir. Bir başka deyişle, klasik Darwinist metod uygulanmakta ve bir yalan, inandırıcı kılınmak için yüksek sesle ve ısrarla, defalarca söylenmektedir.
Oysa evrim teorisini ispat eden tek bir tane bile ara fosil yoktur. Darwinist bilim adamları, elbette bilimin göstermiş olduğu bu açık gerçeği çok iyi bilirler. Ara fosil olmadığından dolayı evrim teorisinin içinde bulunduğu açmazın da farkındadırlar. Fakat dogmatik bakış açıları, ne pahasına olursa olsun evrim teorisini ayakta tutma mecburiyetini getirir Darwinistlere.
Nitekim Darwinistlere yakın bir geçmişte buna dair çağrı yapılmış, sahip oldukları tek bir ara fosili dünyanın en ünlü meydanlarında sergilemeleri talebinde bulunulmuştur. Ama buna verilen karşılık her zamanki gibi büyük bir sessizlik olmuştur. Oysa eğer iddiaları doğru olsaydı, eğer canlı türleri birbirlerinden yavaş gelişmelerle tesadüfi aşamalarla milyonlarca yıllık bir süreç sonucunda evrimleşmişse, bu durumda Darwinistlerin ellerinde tek bir tane değil, milyonlarca hatta trilyonlarca ara fosil bulunması gerekirdi. Ama Darwinistler "Tek bir ara fosil getirin" çağrısına bile cevap verememektedirler. Çünkü ellerinde hiç ara fosil bulunmamaktadır. İşte Darwinistlerin şevkle ve coşkuyla ortaya çıkıp tek bir tane bile ara fosil ortaya koyamamalarındaki sebep de budur.
Evrimci paleontolog Mark Czarnecki konuyla ilgili şu itirafı yapmaktadır:
Teoriyi (evrimi) ispatlamanın önündeki büyük bir engel, her zaman için fosil kayıtları olmuştur... Bu kayıtlar hiçbir zaman için Darwin'in varsaydığı ara formların izlerini ortaya koymamıştır. Türler aniden oluşurlar ve yine aniden yok olurlar. Ve bu beklenmedik durum, türleri Allah'ın yarattığını savunan düşünceye destek sağlamıştır.139
Evrimci jeolog Carlton E. Brett'in itirafı ise şöyledir:
Yeryüzünde hayat zaman içinde, yavaş yavaş ve kademe kademe mi gelişti? Fosil kayıtlarının bu soruya cevabı; "Hayır"dır.140
58 milyon yıllık eğrelti otu günümüzdekiyle aynıdır. Harun Yahya'nın Yaratılış Atlası adlı eserinde bunun gibi binlerce fosil bulunmaktadır.
|
Darwinizm büyüsü 150 yıl boyunca o kadar sistemli şekilde insanlar üzerinde etkili kılınmıştır ki, insanlar olmayan bir şeyin varlığına inandırılmışlardır. Hiç kimse "milyonlarca ara fosil olması gerekir, bunlar nerede?" diye sormamıştır. Hiç kimse "kazılarda ortaya çıkan 350 milyondan fazla fosil hep mükemmel görünümlü tam gelişmiş canlılara ait, fakat bunların tek bir tanesi bile ara fosil değildir" dememiştir. Hiç kimse neden ara fosil görünümü altında hep belli birkaç canlının resmi ile karşılaştıklarını, en ünlü bilim adamlarının bile bu uydurma fosillerden başka gösterecek bir şeyleri olmadığını, doktora tezleri için hazırlanan kitaplarda bile yalnızca neden bunların konu edildiğini araştırmamıştır. Ayrıca yine hiç kimse, ön plana çıkarılan bu birkaç fosilin de ara form özelliği göstermediğini ve bunun bilimsel olarak ispatlanmış olduğunu bilmezler. Özetle, Darwinizm büyüsüne kapılan neredeyse hiç kimse, Darwinizm'i destekleyen tek bir tane bile delil olmadığının farkında değildir. Çünkü bu gerçek, bu büyünün mimarı olan Darwinistler tarafından ustaca ve sinsice saklanmaya çalışılmıştır.
Fakat "ara fosil vardır" yalanı, ne kadar uzun süreli ve ne kadar ısrarla söylenirse söylensin, eğer insanlar ele geçirilen gerçek fosillerin varlıklarından haberdar edilirlerse, bunların bugün yaşayan canlılardan hiçbir farkı olmadığını anlarlarsa, o zaman yalanın tekrarının hiçbir değeri kalmaz kuşkusuz. Şu an durum deccalin oyunu olan Darwinizm için böyledir. Darwinistler, insanları, ara fosillerin var olduğu aldatmacasına inandırmak için çırpınıp dururlarken, tam ve mükemmel görünümdeki milyonlarca yıllık canlıları gösteren fosiller insanlara açık açık gösterilmekte, fosil sergileri, internet ve Yaratılış Atlası yoluyla sergilenmektedir. İnsanlar gözleriyle gördüklerine inanmakta, yıllarca aldıkları Darwinist telkinden şüphe duymaktadırlar. Artık Darwinistlerin "ara fosil var" ısrarları hiçbir işe yaramamaktadır. Deccalin oyununa gelen Darwinistlerin insanları aldattıkları, artık tüm dünya çapında açıkça anlaşılmıştır. Bu aldatmacanın sürdürülmesi artık mümkün değildir. Yüce Rabbimiz bir ayetinde şöyle buyurur:
Hayır, Biz hakkı batılın üstüne fırlatırız, o da onun beynini darmadağın eder. Bir de bakarsın ki, o, yok olup gitmiştir. (Allah'a karşı) Nitelendiregeldiklerinizden dolayı eyvahlar size. (Enbiya Suresi, 18)
5. Darwinistler, Evrim Teorisini "Reddedilemez" Gösterirler
Bilimsel bir teoride, genellikle teori ortaya atılır; bilimsel olarak doğrulanır veya yanlışlanır. Bilimsel olarak kabul edilir veya iptal edilir. Big Bang teorisi bilimsel bir teoridir ve doğrulanmıştır. Bu teoriyi destekleyen deliller karşısında öne sürülen karşıt mantıkların geçersizliği aşikardır. Kimse diğer ihtimallerin delillendirilmesi konusu üzerinde durmamaktadır. Çünkü elde somut bilimsel deliller vardır. Somut deliller, diğer ihtimaller karşısında bu bilimsel teoriyi doğrulamıştır.
Evrim teorisi ise bilimsellik iddiasıyla ortaya atılmış bir teoridir ve teorinin bir safsata olduğu sayısız delille ispatlanmıştır. Teoriyi doğrulayacak tek bir delil bulunmamaktadır. Bilimsel tüm bulgular, teorinin bir varsayım olarak ortaya atıldığını ve hiçbir geçerliliğinin olmadığını her geçen gün tekrar tekrar ispat etmektedir. Normal şartlarda bu teorinin çok önceleri iptal edilip rafa kaldırılması gerekmektedir. Ama nedense bu şekilde olmamıştır. Tam tersine evrim teorisi sahte delilleriyle, bilimsel bir teori edasıyla ders kitaplarına girmiş, televizyon kanallarında, belgesellerde, yayın organlarında savunulur hale gelmiştir. Hatta Avrupa Konseyi canla başla bu teoriyi korumaya çalışmış, bu teorinin bilimsel olmadığını ispatlayan delillerin ortaya konulması için getirilen önerileri dehşet ve korku ile karşılamıştır. Çeşitli ülkelerin mahkemeleri, evrime karşı getirilen ve müfredatta yer alan önerileri şiddetle reddetmektedir. Çok yakın bir zaman önce federal bir yargıç, kamu okullarında Darwinizm eleştirisinde bulunmanın anayasaya aykırı olduğunu açıklayacak kadar ileri gitmiştir.141 Darwin'in kendi kitabında da bahsettiği "evrimin zorluklarının" müfredata konulması fikri, Darwinist çevreleri dehşete düşürmüştür. Kısaca Darwinizm neredeyse tüm devletler tarafından korunan, çoğu zaman devlet desteğiyle ayakta tutulmaya çalışılan tek sözde bilimsel teoridir. Bu çevreler tarafından, yaratılış gerçeğinin okullarda okutulması da evrim safsatasını ortaya çıkaracağı için büyük bir gayret ile engellenmeye çalışılmaktadır. Çünkü Darwinizm, bu batıl dinin kanunlarına göre "reddedilemezdir". Aynı şekilde Darwinizm, bütün dünyada faşist bir Darwinist diktatörlüğün koruması altındadır.
Yazar Ann Coulter, bu gerçeği şu sözlerle dile getirir:
Evrim teorisini tartışmaktan kaçınmak için, Darwinizm çılgınları sürekli olarak (kendilerince sözde) gereksiz gerçekleri sanki bir yedek parça gibi tartışmanın dışına iterler. Evrimi reddetmenin sanki Güneş'in doğudan doğmasını reddetmek gibi bir şey olduğuna dair bir izlenim oluştururlar.142
Darwinist diktaya göre Darwinizm'i reddetmek adeta bir suçtur. Darwinizm'in batıl bir din olarak benimsendiği ve benimsetilmeye çalışıldığı ülkelerde bu, adeta vatana ihanet gibi görülmektedir. Hiç kimse, bilimsel delillerin teoriyi geçersiz kıldığını, teorinin artık hiçbir geçerliliğinin kalmadığını açık açık söyleyemez hale gelmiştir. Darwinizm'i tartışmasız bir gerçek gibi kabul etmek adeta bir şarttır. Matematik profesörü Wolfgang Smith bir evrimci olarak bu durumu şu şekilde açıklamıştır:
Bizlere dogmatik olarak evrimin kabul edilmiş bir gerçek olduğu söyleniyor. Ama bunu kimin, hangi yollarla kabul ettiği hiçbir zaman söylenmiyor. Bizlere sıklıkla bu doktrinin kanıt üzerine kurulu olduğu söylenmekte ve bu kanıtın da "bundan sonra yapılacak olan tüm doğrulamaların üzerinde olduğu ve aynı şekilde deneylerle elde edilen sonraki tüm yalanlamalardan muaf olduğu" belirtilmektedir. Ancak bizler, bu kanıtın tam olarak nerede olduğu gibi önemli bir soru karşısında tamamen karanlıkta bırakılmaktayız.143
Darwinizm'in reddi engellenmektedir, çünkü aksi takdirde batıl Darwinizm dininin savunucularının hiçbir dayanağı olmayan bu teoriyi canlı tutabilmek için bir yolu kalmamış olacaktır. Yalan, yüksek sesle söylenmekte ve bunun yalan olduğunu iddia etmek suç sayılmaktadır. Bilimsellik iddiasıyla ortaya atılan teori, bilimden tam anlamıyla uzak, resmen ve açıkça reddi imkansız batıl, dogmatik bir inanç sistemi haline getirilmiştir. Asıl dikkat çekici olan ise, bunun göz göre göre, hiç çekinmeden yapılmasıdır.
Bu öyle bir raddeye getirilmiştir ki, Papa, kendi evinde Darwinizm'i savunan konferanslar vermeye zorlanmıştır. Kiliseler, Darwin'den özür dilemeye mecbur bırakılmışlardır. Üniversite profesörleri evrimi sorgulayan yayınları yüzünden işlerinden atılmış, mesleklerinden uzaklaştırılmışlardır. Bu büyük dayatma, pek çok ülkede ciddi anlamda başarıya ulaşmış, özellikle üst kademelerde, evrim kesin olarak sorgulanamaz hale getirilmiştir.
Darwinizm'in reddedilemezliğini sağlamak için Darwinistler gereken her yola başvurabilirler. Evrim teorisini reddeden kanıtları örtbas eder, evrimin geçersizliğini ispatlayan delilleri çarpıtıp şekilden şekle sokarak ve insanları açıkça aldatarak evrim deliliymiş gibi gösterebilirler. Tıpkı Charles Doolittle Walcott'un 70 yıl boyunca Kambriyen fosillerini saklaması gibi.
Darwinist ön kabul ve şartlanmışlık, Darwinistleri son derece mantıksız şeyleri savunmaya ve bu mantıksızlıkları zaman zaman da ifade etmeye zorlamaktadır. Yukarıdaki sözünde evrimci biyolog, bilimsel deliller, mantıklı kanıtlar olmasa da evrimin doğruluğundan asla şüphe duymayacağını açıkça belirtmektedir. Bu da bir kez daha göstermektedir ki, evrim teorisinin savunulmasının sebebi bilimsel veriler ve bulgular değildir. Şu durumda, kabul edilmesi gereken açık bir gerçek vardır: Evrim sapkın, sahte, aldatıcı bir dindir.
Matematikçi ve filozof William A. Dembski, Darwinistlerin evrimi reddedilemez göstermelerini şu sözlerle ifade etmektedir:
Darwinci tutuculuktan şüphelenmek Stalinci bir rejimin parti çizgisine karşı çıkmakla kıyaslanabilir. Stalin'in Rusya'sında olsaydınız ve Lysenko'nun yanlış olduğunu ileri sürmek isteseydiniz ne yapardınız? Lysenko'nun genetik teorisindeki çelişkileri ve gerginlikleri belirtebilirsiniz, ama Lysenko'nun tamamen yanlış olduğunu söyleyemezsiniz ya da Lysenko'ya açıkça muhalif olan bir alternatif sunamazsınız. Şu anda içinde bulunduğumuz durum bu.144
Yeri, göğü ve ikisi arasındakileri yaratan Yüce Allah'tır. Allah'ın yaratması ihtişamlı ve benzersizdir.
|
Darwinist diktanın baskısıyla Darwinizm'in reddedilemeyişi, bazı zihinlerde Darwinizm'in doğru ve kabul edilmiş bir teori olduğuna dair bir kanaat oluşturmuştur. Çünkü insanların büyük çoğunluğu, bilim adamlarının bir saçmalığı savunamayacaklarını, televizyon ve yazılı basının bir aldatmacanın destekçisi olamayacağını düşünerek yanılırlar. Eğer bu bir aldatmacaysa, mutlaka bunu ortaya çıkaracak birilerinin olması gerektiğini düşünürler. Oysa ortaya çıkmaya çalışan her ses, çeşitli baskı yöntemleriyle susturulmuştur.
20. yüzyılda baskı ve zorlamalarla devam eden dikta geleneği, günümüzde de yine aynı şekilde devam etmektedir. Halen birçok bilim adamı işlerini kaybetme korkusuyla evrim teorisine karşı bir iddiada bulunamamakta, aileler çocuklarının evrim eğitimi almasına karşı çıktığında mutlaka baskı ve tehdit ile karşılaşmaktadırlar. Fakat evrim teorisi istenildiği kadar okullarda okutulsun, istenildiği kadar evrime karşı bilim olan adamları susturulsun, evrimin yalan olduğunu gören zihinlerde beliren aydınlanmayı hiçbir Darwinist zorlama ve baskı değiştiremeyecektir. Bugün Avrupa Konseyi, çocukların okullarda evrim eğitimi almasını şart koşmuştur. ABD'nin pek çok eyaletinde müfredatta evrim dışı yorumlara yer verilmesi yasaktır. Çin'de, Rusya'da, neredeyse tüm Asya ülkelerinde, hatta bazı Müslüman ülkelerde bile evrim teorisi müfredatın ayrılmaz bir parçası halindedir.
Şunu da belirtmek gerekir ki, kast edilen ve eleştirilen Darwinistlerin baskıcı ve yasakçı zihniyetidir. Okullarda gençlere bir tarih dersi olarak evrim hakkında bilgi verilebilir, ancak bununla birlikte bilimsel ve akılcı olan tutum evrim teorisinin geçersiz olduğunu ispatlayan yüzlerce delilin de gençlere öğretilmesidir. Gençler zorla, tek taraflı, baskıcı bir eğitime tabi tutulmamalı, önlerine bilimsel bulgular tarafsız olarak konulmalı, doğru olanı akıllarıyla ve vicdanlarıyla görme ve öğrenme hakkına sahip olmalıdırlar.
Ancak şunu da hatırlatmakta yarar vardır; bu zorbaca tutum Darwinistler tarafından kendilerince ne kadar büyük bir zafer gibi görülürse görülsün, aslında bir dehşet ve korkunun ifadesidir. Avrupa Konseyi gibi Darwinist düşünce yapısına sahip bir kuruluş, Darwinizm'in çöküşünden ilk defa bu kadar büyük bir endişeye kapılmaktadır. Avrupa'da yıllardır yaratılışı anlatan, evrimin geçersizliğini ifade eden çeşitli eserler yayınlanmakta, toplantılar düzenlenmekte ve çeşitli çalışmalar yapılmaktadır. Ancak hiçbiri Harun Yahya'nın dev eseriYaratılış Atlası'nın Avrupa'ya ulaşmasıyla birlikte oluşan önemli etkiyi oluşturmamıştır. Bu etkinin sebebi, Atlas'ta ortaya konulan bilimsel bulguların, reddedilmesi mümkün olmayan şekilde evrimin geçersizliğini gözler önüne sermiş olmasıdır. Artık Avrupa'daki tüm öğrenciler, evrim teorisinin, gündeme getirilen 350 milyondan fazla fosil ile çürütülmüş olduğunu bilmektedirler. Çok rahat ulaşabilecekleri tek bir internet sayfasından milyonlarca yıl öncesine ait sayısız canlının fosil resmini görmekte ve canlıların evrimleşmediğine kanaat getirmektedirler. Sayısız eser ve yazı vesilesi ile Darwinist sahtekarlıkları ve evrim teorisinin geçerli tek bir bilimsel kanıtı olmadığını öğrenmişlerdir. Darwinizm hakkındaki gerçekler kolayca ulaşabilecekleri gibidir. Şu durumda Darwinizm adına yapılan yasaklamalar ve dayatmalar artık tamamen etkisizdir. Darwinistler bundan yüz yıl önceki etkilerin tekrar oluşacağını umarak aynı çürük taktikleri uygulamaktadırlar. Oysa deccalin oyununun gerçek yüzünün tamamen açığa çıkmış olduğunu unutmaktadırlar. Yüce Allah bir ayetinde şöyle buyurmaktadır:
Yoksa kötülükleri yapanlar, Biz'i (aşıp) geçeceklerini mi sandılar? Ne kötü hükmediyorlar? (Ankebut Suresi, 4)
6. Darwinistler, Evrim Aleyhtarlarını Susturmaya Çalışırlar
Darwinizm'in reddedilemezliğinin bir gereği olarak Darwinistler, insanlar üzerinde etkili olan her evrim karşıtını susturma çabası içine girerler. Tüm dünyayı sarmış olan batıl Darwinizm dini ve savunucuları bu konuda öylesine baskıcı ve zorba bir politika izlemektedirler ki, şu veya bu şekilde evrim hakkında şüpheli söz söylemek dahi o kişiye büyük zorlukların kapısını açmaktadır. Bu faşist dayatmaya göre, evrim hakkında şüphe etmek suçtur. Bunu dile getirmek suçtur. Evrimin kanıtlanmamış bir teori olduğunu, hatta yalnızca bir teori olduğunu bile öne sürmek suçtur. Darwinizm aleyhtarı bir bilim adamının herhangi bir üniversitenin biyoloji bölümünde ders verebilmesi adeta imkansızdır. Darwinizm yanlısı bir gazetenin sayfalarında, evrimi çürüten bir fosilin resmini bulabilmek olanaksızdır. Bir lise biyoloji öğretmeninin, yanlışlıkla bile olsa evrim teorisi üzerinde bazı şüpheleri olduğunu ifade etmesi büyük bir yanlıştır. Muhtemelen bu lise öğretmeninin kısa bir süre içinde işine son verilecektir.
Örneğin, biyoloji profesörü Caroline Crocker, Expelled "No Intelligence Allowed" belgeselinde, evrimi sorguladığı için George Mason Üniversitesi'nden atılışını şu sözlerle anlatmıştır:
Amirim beni ofisine çağırdı ve "Yaratılışı öğrettiğin için seni disipline etmem gerekiyor" dedi. ... O sömestrin sonunda işimi kaybettim.145
Caroline Crocker, 5 Şubat 2006 tarihinde Washington Post'a yaptığı bir açıklamada ise şunları söylemiştir:
Evrimdeki problemleri öğrettiğimden dolayı George Mason Üniversitesi'ndeki işimi kaybettim. Bir çok bilim adamı evrimi sorguluyor, ama konuşurlarsa işlerini kaybederler.146
Caroline Crocker, işini kaybetmesinin ardından kara listeye alınmış ve Darwinist diktatörlük tarafından hiçbir yerde iş bulmasına izin verilmemiştir.147
Dr. Richard von Steinberg'in ise, evrimi sorguladığı ve evrim karşıtı yazarların açıklamalarına yer verdiği için National History Museum'daki (Doğa Tarihi Müzesi) işine son verilmiştir. Steinberg'in konuyla ilgili açıklamaları şöyledir:
(Yaratılış konusu gündeme geldiğinde) insanlar öfkeleniyordu. Öyle ki, onların fiziksel olarak tepki verdiğini görebiliyordunuz. Bölüm şefinin bu konuyu ifade etme şekli ise (Yaratılışın daha inandırıcı olduğunu söylediğim için), benim entelektüel bir terorist olduğum yönündeydi.148
Beyin cerrahı Michael Egnor ise, insanların, doktorluk mesleğini yapabilmeleri için evrim teorisini öğrenmeye ihtiyaçları olmadığına dair açıklamada bulunmasının ardından karşılaştığı tepkiyi şu şekilde açıklamaktadır:
Pek çok blogdan pek çok kişi bana ağıza alınamayacak isimler taktılar. Pek hoş olmayan oldukça fazla yorum aldım. Çalıştığım üniversiteden ve başka yerlerden insanlar beni aradılar ve bana emekli olmamı tavsiye ettiler. Darwinist teoriyi eleştirdiğimde farkına vardığım ve beni gerçekten şaşırtan şey, bu konudaki gaddarlık, saldırganlık ve adilik idi.149
Aynı şekilde profesör Robert Marks da, Darwinizm'i sorguladığı için Baylor Üniversitesi'ndeki araştırma sitesi kapatılmış ve kendisine araştırmaları için verilmiş olan fon geri istenmiştir.
Söz konusu belgeselde, isminin açıklanmasını isteyen veya istemeyen pek çok anti-Darwinist bilim adamının bizzat yaşadıkları olaylara yer verilmiş ve bu kişiler, Darwinizm'i reddetmelerinden dolayı akademik kariyerlerinin tamamen yok edildiğini kendi sözleri ile anlatmışlardır.
Gazeteci Larry Witham ise Darwinizm'in özünü ve Darwinist diktatörlüğün yöntemlerini şu sözlerle özetlemektedir:
Eğer yüksek notlar almak istiyorsanız, yüksek mevkilere seçilmek istiyorsanız ve eğer halka yönelik bilimsel eğitim sisteminin destekçisi olarak çeşitli ödüller almak istiyorsanız, (evrim) modelini sorgulayamazsınız.
Düzinelerce, düzinelerce bilim adamı ile röportaj yaptım. Kendi aralarında iken veya güvendikleri bir gazeteci ile konuştuklarında, "bu indirgenemez komplekslikte" veya "moleküler biyoloji kriz içinde" gibi ifadelerde bulunuyorlar, ama bunu toplum içinde açıkça dile getiremiyorlar.150
Gazeteci Pamela Winnick ise, yaratılış konusunda yazdığı bir yazıdan sonra gazeteci olarak işine son verildiğini belirtiyor ve şunları söylüyordu:
Eğer bu konuya (yaratılış), herhangi bir şekilde biraz bile güven gösterirseniz, ki bunun için sadece bu konuda bir şeyler yazmanız bile yeterlidir, o zaman bir gazeteci olarak tamamen bitersiniz.151
Filozof Stephen Meyer, DNA'daki bilginin tesadüfle açıklanmasının mümkün olmadığını, bunun ancak üstün bir aklın eseri olduğunu açıklayan fikrini kanıtlarıyla birlikte biyoloji dergisinde yayınladığında, Darwinistler derginin editörünün kariyerini mahvetmek istemişlerdir.152 ACLU (American Civil Liberties Union - Amerikan Kişisel Özgürlükler Birliği), Georgia eyaletinde bulunan Cobb şehrindeki okullara, ders kitaplarının üzerindeki "açık zihinle, dikkatli inceleyerek ve eleştirisel şekilde değerlendirerek" evrim üzerinde çalışmaları konusunda uyaran etiketlerden dolayı dava açmıştır. California Lebec'de Americans United for Separation of Church and State (Kilise ile Eyaletin ayrılması için Birleşen Amerikalılar) kurumunu temsil eden aileler okulları, evrim ve yaratılış konusunda seçicilik uygulamasını yalnızca önermesinden dolayı dava etmiştir. Pennsylvania Dover'de ACLU ve Americans United for Separation of Church and State tarafından desteklenen küçük bir grup, dokuzuncu sınıf biyoloji sınıflarında yaratılış gerçeğinin tartışılmasını engellemek için dava açmıştır. Hakim, bu aileler lehinde karar vermiş ve okula davacının kanuni hakkı olan bir miktar parayı ödeme zorunluluğu getirilmiştir. Bu miktar muhtemelen bir milyon doları geçmektedir.153
Yazar Ann Coulter, bu olayları şu şekilde değerlendirir:
Dover olayından sonra ACLU davaları ile iflas etme riskine girmek istemeyen hiçbir okul yaratılış kelimesini ağzına bile almaya cesaret edemedi. Darwinistler tapınaklarının, yani devlet okullarının, seküler kutsallığını muhafaza etmişlerdi. Bilimde, iknada ve kanıtta kazanamamışlardı. Liberallerin her zaman kazandıkları yöntemle kazanmışlardı: Onlara her istediklerini gümüş bir tepside getiren bir mahkeme bularak.
Bu bilim değildir.154
Darwinistlerin kullandığı bu baskıcı yöntemler, bir kısım insanlar için son derece caydırıcı metodlardır. Bir milyon dolar kadar para cezasıyla karşılaşan bir okul büyük bir baskı ile yüz yüze olduğundan, sindirilmiş durumdadır. Bunu göze alan eğitmen, işinden olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu sistem, William A. Dembski'nin belirttiği gibi bir diktatörlük rejimine benzemektedir. Hiç kimse, diktatörün aleyhinde ağzını bile açamamaktadır.
Evrimci fizik profesörü H. S. Lipson bir bilim adamı olarak, bilimin yaratılışı gösterdiğini söylemekte, ancak bu gerçeği kabul etmenin Darwinist diktanın baskısı nedeniyle ne kadar zor olduğunu şu sözlerle açıklamaktadır:
Eğer canlı bir madde, atomların karşılıklı etkileşimleri, doğa olayları, radyasyon etkisiyle oluşmadıysa, o halde nasıl meydana gelmiştir? ... Sanırım bizler, ... tek makul açıklamanın yaratılış olduğunu itiraf etmeliyiz. Bunun fizikçilerin aforoz edilmesi anlamına geldiğini biliyorum, bu benim için de aynı şekilde geçerlidir, ama eğer deneysel kanıtlar bunu destekliyorsa, hoşumuza gitmeyen bir bilgiyi reddedemeyiz.155
Lipson'un sözlerinde ifade ettiği Darwinist afarozla pek çok bilim adamı, akademisyen ve eğitmen sık sık karşı karşıya kalmaktadır. Örneğin, 1999 yılında Detroit'de bir yüksek okulun müdürü kütüphaneye Darwinizm'i eleştiren bazı kitapları koymak istediğinde NCSE (National Center for Science - Ulusal Bilim Eğitimi Merkezi) buna, her türlü yıldırma yöntemini kullanarak, şiddetle karşı çıkmıştır.156
Jonathan Wells, bu yıldırma politikasını şu sözlerle ifade eder:
NCSE okul idarelerine, "evrimin bilimsel açıdan tartışmalı olmadığını, dolayısıyla ona karşı ileri sürülen savların bilim müfredatına bilimsel olmayan dini görüşleri sokma çabasının ürünü olduğunu" söylemektedir. Amerika mahkemeleri halk okullarında din eğitimi vermenin makul olmadığını ilan ettiği için, bu, okul idaresinin yasadışı bir şey yapmayı tasarladığını savunan bir uyarı anlamına gelmektedir. Eğer uyarıya uyulmazsa, NCSE, ACLU'ya başvurur, destek almak için. ACLU da okul idaresine bir yazı göndererek pahalı bir dava tehdidiyle ona gözdağı verir. Ülkedeki her okul idaresi parasal açıdan durumu idare etmeye çalıştığı için, NCSE ve ACLU'nun verdiği bu gözdağı, Darwinci evrimin devlet okullarında eleştirilmesinin önüne geçilmesinde oldukça işe yaramıştır.157
Okullarda yaratılış eğitiminin verilmemesi konusunda müthiş bir mücadele içinde olan Amerika'nın Kansas eyaletinde, evrimci biyoloji eğitiminin kaldırılmasına yönelik çalışmaların ardından Kansas eğitim sistemi oldukça geniş çaplı bir baskı ve dayatma ile karşılaşmıştır. The National Research Council'in (Ulusal Araştırma Konseyi) başkanı Herbert Lin, Science dergisine gönderdiği bir yazıda, Amerikan kolej ve üniversitelerinin, Kansas'da öğretilen tüm yüksek okul biyoloji derslerinin akademik sayılmayacağına dair bir beyanda bulunmaları gerektiğini bildirmiştir. Ertesi ay, Scientific American dergisinin editörü John Rennie ise, üniversite kabul komitelerinin Kansas okullarındaki idareye "Kansas eyaletinden kendilerine ileride başvuracak öğrencilerin özelliklerini çok dikkatli bir şekilde inceleyeceklerini" bildirmesini ve "Kansas'daki ailelere de bu kötü kararın çocuklarının geleceği için kötü sonuçlar taşıdığını bildiren açık bir yazı" göndermesini istemiştir.158 Bu gözdağının anlamı açıktır. Evrim teorisine karşı çıkmak suçtur ve bu suçu işleyenler hemen infaz edilmelidirler.
Yakın zaman önce gündeme gelen bir davada ise, Woods Hole Oceanographic Institution kurumundan Nathaniel Abraham isimli bir araştırmacı, evrim teorisini reddettiğini belirtmesi üzerine işine son verildiğini açıklamıştır. 2004 yılında Abraham'a, Woods Hole yetkilisi bir bilim adamı tarafından yazılan mektupta, "çalıştığı kurum bilim adamlarının analizlerinde ve yazılarında evrim prensiplerini kullanmasını açıkça şart koşmasına rağmen, Abraham'ın National Institutes of Health'in (Ulusal Sağlık Enstitüleri) 'evrim taraflı' çalışma şeklini benimsemediğini belirttiği" için işten çıkarıldığı belirtilmiştir.159 Yani bir bilim adamı, evrim teorisine karşı çıktığı için resmi olarak aforoz edilmiştir. Konunun 2007 yılında Nathaniel Abraham'ın açtığı bir dava sonucunda gündeme gelmesi kuşkusuz artık insanların Darwinizm diktatörlüğüne başkaldırma cesareti bulmalarından kaynaklanmaktadır.
Berkeley Üniversitesi'nden hukuk profesörü Phillip E. Johnson 1981 yılında İngiliz Doğa Tarihi Müzesi kapısına asılan tabelalarla ilgili Darwinist bağnazlığı şu sözlerle anlatır:
Kapının girişindeki levhada şunlar yazılıydı: "Neden bu kadar çok farklı canlı olduğunu hiç merak ettiniz mi? Bir görüşe göre bugün gördüğümüz bütün canlı varlıklar, aşamalı değişimlerle uzak bir atadan gelmişlerdir. Evrim nasıl meydana gelmiştir? Türler nasıl birbirlerinden değişmişlerdir? Bu salondaki sergi bunun muhtemel bir açıklamasına göz atmaktadır - Charles Darwin'in açıklamasına."
Yandaki tabelada ise şunlar yazıyordu: "Diğer görüş ise tüm canlı varlıkları mükemmel ve değişmez şekilde Allah'ın yarattığı görüşüdür." İlişikteki broşürde ise şu itiraf yer almaktaydı: "Doğal seleksiyonla evrim kavramı, kelimenin tam anlamıyla bilimsel değildir."
Bilim komitesinin buna verdiği cevap rezaletti. Nature dergisindeki bir baş makalede şu soru yer alıyordu: "Darwinizm'in en yakın kalesi olan bu müzenin müdürleri cesaretlerini mi yitirdiler, hatta yoksa akıllarını mı? ... Kimse buna karşı çıkmaz, bilimin halka sunulmasında, uygun olduğunda, tartışma konularının şüpheli olduğunu söylemek uygundur. Peki ama evrim teorisi ciddi biyologlar arasında hala bir şüphe mi? Eğer değilse, o zaman genel anlamda bir kafa karıştırmanın dışında, bu şüpheli sözler neye hizmet ediyor?"
... Bu baskının sonucunda müze teslim oldu ve bu (sözde) "saldırgan" ifadeleri kaldırmak zorunda kaldı.160
İşte Darwinist diktatörlüğün yöntemi budur. Evrime karşı sarfedilen sözler, "saldırgan" ifadeler olarak lanse edilir ve Darwinist bilim adamlarının tepkisiyle, dünyaca tanınmış bilimsel dergilerin baskısıyla gereken önlem hemen aldırılır. Darwinist diktatörlüğün baskısıyla tüm anti-Darwinist izahlar alelacele susturulur.
Bu despot tutum elbette tek bir amaca hizmet etmektedir. Evrim teorisinin kanıtlanmış bir teori gibi gösterilmesi ve bu şekilde tüm dünyaya yayılması Darwinistler için bir zorunluluktur. Onlar, yaratılış gerçeğini kendilerince insanlardan uzak tutarak, tüm varlıkları Allah'ın yarattığı gerçeğini gündeme getirmeyip, yalnızca evrim telkinini vererek bunu sağlayabileceklerini zannetmektedirler. Fakat Darwinistlerin düşünemedikleri bir gerçek vardır. Canlıların yaratıldığını anlayabilmek ve görebilmek için insanlara eğitim verilmesine ihtiyaç yoktur. Aklını biraz kullanan her insan, canlı varlıklar üzerinde bir olağanüstülüğün, bir mükkemmelliğin, aklın, bilincin, sanatın, ihtişamın var olduğunu rahatlıkla görebilir. Ve tüm bunların şuursuz, akılsız, bilinçsiz; düşünme, akletme, muhakeme etme, doğruyla yanlışı ayırt edebilme özelliğinden yoksun kör tesadüflerin sonucunda meydana gelemeyeceği sonucuna rahatlıkla varacaktır. Yalnızca birkaç saniye samimi olarak düşünen bir insan için bile bunu anlamak hiç de zor değildir. Allah aklını kullanan insanlar için yarattığı mucizelerin apaçık olduğunu ayetlerinde haber vermiştir:
Şüphesiz, mü'minler için göklerde ve yerde ayetler vardır.
Sizin yaratılışınızda ve türetip-yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır.
Gece ile gündüzün ard arda gelişinde (veya aykırılığında), Allah'ın gökten rızık indirip ölümünden sonra yeryüzünü diriltmesinde ve rüzgarları (belli bir düzen içinde) yönetmesinde aklını kullanan bir kavim için ayetler vardır. (Casiye Suresi, 3-5)
Darwinistler aldıkları tedbirlerin boşuna olduğunu görmeye başlamışlardır aslında. Geçmişte baskıcı yöntemlerle, sahte delillerle oluşturulan telkin, bugün bilinçlenen insanlar üzerinde etkili olmayacaktır.
Jonathan Wells, artık gittikçe artan sayıda bilim adamının Darwinizm'den kuşku duymaya başladıklarını ve seslerini duyurmak için hareketlendiklerini şu sözlerle belirtmektedir:
Gerçek şu ki, şaşırtıcı sayıda biyolog, Darwinizm'in büyük bazı savlarından sessizce kuşku duymakta veya onları reddetmektedir. Ancak -en azından Amerika'da- onlar ağızlarını kapalı tutmak zorundalar aksi halde, kınamaya, marjinalleşmeye ve sonunda bilimsel camiadan ihraç edilmeye maruz kalırlar. Bu çok sık olmasa da, böyle bir riskin bulunduğunu herkese hatırlatacak orandadır. Umarım, Darwinistlerin karşıt görüşlere uyguladıkları sansürün etkisiyle gözleri açılan biyologlardan oluşan ve sayıları giderek artan bir yeraltı camiası oluşur. İzole edilmiş muhalifler, kaç tane meslektaşının da aynı şekilde düşündüğünü fark etmeye başladığında, onların sayıları giderek artacak ve sesleri daha gür çıkmaya başlayacaktır.161
7. Darwinistler Bilimi Kullanır, Bilimsel Gösteri Yaparlar
Bilim, Darwinizm'in kullandığı en büyük kılıftır. Darwinizm "bilim" adı altında ortaya çıkmıştır. Darwinistler de, "bilim adamlarıyız" diye ortaya çıkmışlardır. Darwinizm'e karşı gösterilen her türlü tepki, sözde "bilimle mücadele" olarak lanse edilmiştir. Evrim teorisi hakkında her türlü şüphe; bir nevi "gericilik veya bilim düşmanlığı" olarak gösterilmiştir. Darwinistlerin her türlü sahte delili, bilimsel bir bulguymuş gibi insanlara tanıtılmıştır. Bir başka deyişle Darwinizm 150 yıldır bilimi kullanmıştır.
Peki Darwinizm bilim midir?
Allah gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Şüphesiz, bunda iman edenler için bir ayet vardır. (Ankebut Suresi, 44)
|
Darwinizm bir aldatmacadır. Bilimsellikle hiçbir ilgisi yoktur. Darwinizm, insanları bir yalana alıştırmak ve ona inandırmak için geliştirilmiş sahte bir çabadır. Bilim, Darwinizm'in sığınağıdır. Darwinizm, bilimi kullanarak dokunulmazlık elde eder. Sahtekarlıkları bilim diye savunur. Sahte deliller öne süren, çocuk masalları anlatan Darwinistleri bilim adamı olarak tanıtır. Darwinizm'in bir aldatmaca olduğunu fark eden ve buna karşı mücadele yürüten kişileri de bilime ihanet etmekle suçlar. Darwinizm'in en büyük silahı bilimdir. Şimdiye kadar da insanları, bilim maskesinin altına gizlenerek aldatmıştır. Bilimi kullanarak yapılan bu aldatmaca hala devam etmektedir. Darwinist bilim dergilerinin, Darwinist belgesel kanallarının, Darwinist bilim adamlarının bunu kullanmasının nedeni budur.
İngiliz paleontolog evrimci Derek V. Ager bu konuyla ilgili olarak şunları söylemektedir:
Hepimiz biliyoruz ki birçok evrimci girişim, belirli paleontologlar tarafından yapılan beyin fırtınalarından ibarettir. Kütüphanedeki bir taksonomist (canlıların biyolojik sınıflandırması bilimiyle ilgilenin kişi), milyonlarca yıllık genetik mutasyondan fazlasını yapabilir.162
Bu ifade son derece doğrudur. Okul kitaplarında, gazetelerde, dergilerde, televizyonlarda anlatılan sözde ilkel dünya, mutasyonlarla ve doğal seleksiyonla oluşan canlı türleri, hayali ortak ata, sözde gelişimini tamamlamamış garip canlılar gibi evrim hikayeleri, sadece Darwinist bilim adamlarının kendi hayal güçlerinde var olan olaylardır. Doğal seleksiyon yoluyla yıllardır varsaydıkları hiçbir sonuca ulaşamamışlardır. Derek V. Ager'in de söylediği gibi genetik mutasyonlar da onlara bu sonucu vermemiştir. Ama bu bilimsel gerçekleri reddedip aynı sahte iddiaları savunmaya devam etmek, Darwinizm aldatmacasının dünyaya yayılma ihtimalini güçlendirmektedir kendilerine göre. İşte bu nedenle Darwinistler bilimsel kelimeleri Darwinist aldatmacaya bilimsel görünüm katmak için kullanırlar. Ortada sonuçlanmış ve evrim lehine sonuç vermiş bilimsel bir deney veya bilimsel bir kanıt yoktur. Yalnızca sıkça kullanılan bilimsel kelimeler ve formüller vardır. Darwinist herhangi bir yazarın kitabında bu ilginç terimlere veya ilginç kimyasal formüllere sıklıkla rastlamak mümkündür. Konu hakkında bilgisiz olan bir kişi bu kitaba baktığında, gerçekten de bir bilim adamının ilmi içerikli bir kitabını okuduğunu zannedebilir. Oysa görünüm aldatıcıdır. Bu kitapta anlatılan tek şey, canlı varlıkların kör tesadüfler sonucunda oluştukları ve bugünkü hallerine kör tesadüfler sonucunda geldikleri masalıdır. Darwinist yazarın bunun üzerine anlatacak yeni bir şeyi, verecek bilimsel bir kanıtı yoktur. Kimyasal terimler ve kimyasal formüller, Darwinizm aldatmacasını yalnızca tamamlamak, kendilerince gerçekçi gösterebilmek içindir.
Darwinistlerin bilimi kullanma yöntemlerine bir örnek, evrimci paleontolog S. M. Stanley'in şu sözleridir:
Evrim küçük, yerel popülasyonlarda hızla gerçekleşir; bu nedenle fosil kayıtlarında evrimi göremeyiz.163
Evrimcilerin iddia ettiği şekilde bir ilkel atmosfer hiç yaşanmamıştır.
|
İşte bu sözler bir aldatmacadır. Yerel popülasyonlarda gerçekleşen bir evrimden bahsedilmektedir, fakat bir kanıt yoktur. Hatta kanıtın bulunamayacağı itiraf edilmiş, ama bu bile bilimsel gösterilmeye çalışılmıştır. İşin doğrusu şudur: Fosil kayıtlarında evrim görülmemektedir, çünkü evrim hiçbir zaman yaşanmamıştır.
National Center of Science Education - NCSE (Ulusal Bilim Eğitim Merkezi'nin) yöneticisi Eugene C. Scott ise, bu konuyla ilgili olarak şu açıklamayı yapmıştır:
Birçok lise ders kitabı (hatta ne yazık ki bazı kolejler) teorileri test edilmiş hipotezler olarak açıklarlar, sanki hipotezler onaylanmış teorilermiş gibi; ve gerçek anlamda çok iyi bir teori onlar için kanunlaşmış gibidir. Ne yazık ki, bilim adamları bu terimleri bu şekilde kullanmazlar, çoğu kişi bilim adamı değildir ve bilim adamları da bu kelimelerin anlamını öğrencilere ve halka iyi açıklayamamıştır.164
Bu şartlar altında yalnızca kendisine gösterilen ve anlatılanlarla muhattap olan bir insanın, eğer düşünüp önyargısız değerlendirme gücü yoksa, Darwinizm'in geçerli olduğuna kolaylıkla kanaat getirebilir. Çünkü Darwinizm, telkin yöntemi ile söz konusu okuyucunun beklentisine bir nevi karşılık vermiştir. Canlılığı kendince basit bir şekilde açıklamış ve buna "bilimseldir" demiştir. "Sorgulanmasına gerek yok, zaten doğru ve kanıtlanmıştır" demiştir. "Bilim adamları bunu destekliyor" demiştir. "Bilimin canlılık hakkında tek açıklaması budur, bunun dışındaki açıklamalar bilimsel değildir" demiştir. "Bunu bütün dünya kabul ediyor" demiştir. Ve bu yalanlarla tarihin en büyük aldatmacalarından birini inşa etmiştir. Darwinizm'i hiç bilmeyen, onun nasıl bir aldatmaca olduğuna dair en ufak fikri olmayan ve yalnızca bu izahlarla muhattap olan bir kişi için de bu yüzeysel açıklamalar onu ikna etmeye yeterlidir.
Oysa bu kişi aldığı telkinin her safhasında kandırılmaktadır. Zaten Darwinizm'i kesin olarak çürüten ve yaratılış gerçeğinin kanıtı olan 350 milyondan fazla fosil Darwinistler tarafından itina ile saklanmış; canlılığın yapı taşı olan proteinlerin tek bir tanesinin dahi tesadüfen oluşmasının matematiksel olarak imkansız olduğu insanlardan gizlenmiştir. Bu nedenle söz konusu kandırmacanın sınırlarını anlaması da mümkün olmamıştır. Aldatılan bu kişinin bilmediği şey şudur: Darwinizm bilimsel değildir, bilim değildir. Darwinizm sorgulanmıştır ve doğru olmadığı, bilimsel kanıtlarla desteklenmediği açıkça görülmüş, ispat edilmiştir. Darwinizm'i destekleyen bilim adamları, bunu batıl bir din, bir ideoloji olarak gören bağnaz ve dogmatik kişilerdir. Bilimin canlılık hakkındaki tek açıklaması yaratılış gerçeğidir. Tüm bilimsel bulgular canlıların mükemmel halleri ile bir anda yaratıldıklarını göstermektedir. Darwinizm'in bütün dünya tarafından kabul ediliyor görünmesinin altında yatan sebep de yine bu sahte telkin metodları, bu aldatıcı propaganda yöntemleridir. Dolayısıyla okuyucunun ikna olduğu konular yalnızca bir göz boyamaya dayanmaktadır. Kimi zaman bilim adamları bile bu aldatmacaya kanıp gaflete düşebilmektedirler. İngiliz paleontolog evrimci Colin Patterson'un bu konuyla ilgili itirafı dikkat çekicidir:
Daha sonra uyandım ve bütün hayatım boyunca Darwinizm'i bir şekilde kanıtlanmış bir gerçek zannederek aldatıldığımı fark ettim.
Sistematik içinde ortak ata hipotezlerinin etkisinin yalnızca sıkıcı olduğunu ve bilgi eksikliğinden kaynaklandığını değil, aynı zamanda bunun kesin olarak bilim karşıtlığı olduğunu düşünüyorum.165
Bu konudaki bilinçlenmenin bir başka örneğini ise belgesel film yapımcısı Brian Leith vermektedir:
Son on yıl yeni bir biyolog topluluğu gelişti. Bunlar bilimsel anlamda saygıdeğer sayılıyorlar, ama Darwinizm hakkında derin şüpheleri var.166
Bu, Allah'ın yaratmasıdır. Şu halde, O'nun dışında olanların yarattıklarını Bana gösterin. Hayır, zulmedenler, açıkça bir sapıklık içindedirler. (Lokman Suresi, 11)
|
Amerikalı ekonomist Jeremy Rifkin'in "Evrim teorisi bizim eğitim sistemimizin en önemli yerine yerleştirilmiş durumdadır ve bunu gereksiz suistimallerden korumak için etrafına süslü duvarlar yükseltilmiştir."167 sözünü haklı çıkaracak bir başka önemli kanıt ise, Darwinist bilim adamlarının, sahtekarlıkları görmezden gelmeyi yine bilim adına yapmaları ve gerçekler deşifre olsa bile bundan çekinip gocunmamalarıdır. Amaç, mutlaka ve mutlaka bir şekilde insanları aldatabilmek olduğu için dünyanın en ünlü bilim adamları, hiç çekinmeksizin, göz göre göre bu aldatamacayı korumaktadırlar. Jonathan Wells bu duruma şöyle bir örnek verir:
Haeckel'in sahte embriyo çizimlerinden yıllarca haberdar olan bilim tarihçisi Jay Gould'a ne demeli? Tüm bu süre boyunca Gould'un sınıflarından geçen öğrenciler, Haeckel'in embriyolarını evrimin ispatı olarak gösteren ders kitaplarından biyolojiyi öğrendiler. Buna rağmen, başka bir biyoloğun 1999'da duruma itiraz etmesine kadar, Gould hiçbir düzeltme yapmadı. Ondan sonra bile Gould ders kitabı yazarlarını hatadan sorumlu tuttu ve itiraz niteliğindeki fısıltıyı yayan yaratılışçıyı (bir Leigh Üniversitesi kimyacısı) görevden aldı. Burada en büyük sorumluluk kime aittir - sahte çizimleri düşüncesizce tekrar tekrar kullanan ders kitabı yazarlarına mı, onlardan şikayet eden insanlara mı, yoksa çalışma arkadaşlarının, kendisinin "akademik cinayet" diye adlandırdığı olguya farkında olmadan ortak olurken, kendinden emin bir şekilde kenardan durumu seyreden, dünya çapında meşhur bir uzmana mı?
Haeckel'in embriyolarına ilişkin gerçekle kıyaslanınca, pulkanatlı güvelerin (sanayi kelebekleri) kusurlu olduğu ancak yakın zamanda anlaşılmıştır, dolayısıyla belki de ders kitabı yazarları onu kullanmayı sürdürmekten dolayı kınanmayabilirler. Yine de pulkanatlı güveler üzerinde çalışan her biyolog, güvelerin ağaç gövdelerine konmadığını, ders kitabı resimlerinintezgahlanmış olduğunu on yıldan fazla süredir bilmektedir. Eğer bilim kendini düzeltiyorsa, niçin uzmanlar ders kitaplarından uydurma fotoğrafları çıkarmaya yönelik bir girişimi başlatmıyorlar?168
Darwinistlerin bilimi kullanmaları, üstelik de bu amaç için adeta bilimin koruyuculuğunu, muhafızlığını üstlenme görünümü almaları kuşkusuz başlıbaşına büyük bir sahtekarlıktır. Aslında Darwinizm, iddiasının tam aksine bilime karşı hareket etmektedir. Bilimsel delilleri örtbas etmeye çalışmaktadır. Laboratuvarlarda gerçekleştirilen deneylerin ortaya çıkardığı sonuçlara muhalif iddiaları savunmaktadır. Elde edilen fosil kayıtları ara formların hiç var olmadığını ispatlarken, canlıların arkalarında sayısız ara form bırakarak birbirlerinden evrimleştiği yalanını ileri sürmektedir. Bilim sahtekarlığı Darwinizm ile birlikte ortaya çıkmış olan bir kavramdır. Darwinistler, bilimsel müzeleri, bilimsel yayınları kullanarak bu sahtekarlıkları bile bile, hiç çekinmeden insanlara sunarlar. Bilimsel kitapları ve dergileri kullanır, hiçbir zaman gerçekleşmemiş bir evrim tarihi masalını bu yayınlarda anlatırlar. Hiçbir zaman var olmamış garip bir canlının resmini çizer, bunu "tarihi geçmişimiz" olarak göstermeye çalışırlar. Bilim karşıtı bu din, bilimsellik kisvesi altında en büyük yalanlarından birini söylemektedir.
Böylesine büyük bir yalanın destekçisi olmalarının sebebi kuşkusuz ki Darwinistlerin deccaliyete olan körü körüne bağlılıklarıdır. Deccali sistem, insanları yalana yönelten sapkın bir sistemdir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder